İnsan, dışarıdan bakıldığında sürekli gülen, bulunduğu ortama neşe saçan, esprileriyle herkesi rahatlatan ve varlığıyla ortamın enerjisini yükselten biri olarak göründüğünde, çoğu zaman onun hayatı da aynı parlaklıkta, aynı hafiflikte ve aynı kolaylıkta akıyormuş gibi düşünülür oysa gerçek çoğu zaman bundan çok daha derin, çok daha katmanlı ve çok daha sessizdir, çünkü bazı insanlar gülmeyi bir duygu olarak değil, bir korunma biçimi olarak öğrenir. Bu insanlar kalabalıkların içinde kahkaha atarken, aslında içlerinde yankılanan başka bir ses vardır o ses, susturulmuş düşüncelerin, ertelenmiş yüzleşmelerin ve kimseye anlatılmamış kırgınlıkların toplamıdır, fakat dışarıya yansıyan tek şey bir tebessüm olduğu için kimse o sessizliği fark etmez, kimse o gülüşün ardındaki ağırlığı tartmaz.
Çünkü bazı ruhlar, yüklerini paylaşmak yerine taşımayı seçer ama bunu bir dram olarak değil, bir beceriye dönüştürürler, öyle ki zamanla insanlar onları hep güçlü, hep pozitif, hep iyi biri olarak tanımlar ve fark etmeden o kişiye bir rol biçerler, işte tam da bu noktada gülüş bir duygu olmaktan çıkar, bir karaktere dönüşür, hatta bir maskeye. Ve o maske öyle ustalıkla taşınır ki, kişi bir süre sonra kendi gerçek duygularıyla o maskenin yarattığı görüntü arasındaki farkı bile ayırt etmekte zorlanır çünkü sürekli iyi görünmeye alışmış bir zihin, kötü hissettiğini kabul etmeyi zayıflık gibi algılamaya başlar ve böylece en büyük yalnızlık türlerinden biri doğar herkesin seni tanıdığını sanması, ama aslında kimsenin seni gerçekten tanımaması.
En acı olan ise şudur o neşeli insan, başkalarının moralini yükseltirken kendi içindeki düşüşleri sessizce yaşar, birine destek olurken kendi içindeki boşlukla baş başa kalır, herkese iyi gelen biri olur ama kendine nasıl iyi geleceğini çoğu zaman bilemez, çünkü hayatı boyunca hep veren tarafta kalmış, anlaşılan değil anlayan olmuştur. Geceleri, kalabalıklar dağıldığında ve ışıklar söndüğünde, o gülüş yavaşça yüzünden iner yerini daha gerçek, daha ham ve daha filtresiz bir duygu alır, işte o an, gün boyunca kurulan o neşeli dünyanın aslında ne kadar kırılgan olduğu ortaya çıkar çünkü insan en çok kendiyle baş başa kaldığında dürüst olur.
Ama belki de bu insanların en büyük çelişkisi şudur içlerinde bu kadar derin bir sessizlik taşımalarına rağmen, yine de gülmeye devam ederler çünkü bir yerlerde hala inanırlar, bir gün o gülüşün sadece bir maske değil, gerçekten hissettikleri bir duyguya dönüşeceğine. Ve belki de bu yüzden, en çok gülen insanlar, aslında en çok anlaşılmaya ihtiyaç duyanlardır sadece bunu hiç söylemeyen, hatta çoğu zaman kendileri bile fark etmeyen… sessiz bir kalabalığın içindeki en görünmez yalnızlar.