İnsan zihni sandığımızdan çok daha stratejik çalışan bir komutan gibidir özellikle aşırı stres, ani tehlike ya da hayatta kalma refleksinin devreye girdiği anlarda, bedenin gönderdiği bazı sinyalleri ikinci plana iterek önceliği kaç, savaş ya da don tepkisine verir ve bu sırada acı algısını bilinçli deneyim düzeyinde azaltabilir ya da geçici olarak bastırabilir, çünkü o an için önemli olan yaralanmanın verdiği rahatsızlık değil, tehdidin ortadan kaldırılmasıdır. Beynin bu özelliği nörobiyolojik olarak oldukça karmaşık ama bir o kadar da hayranlık uyandırıcı bir sistemle çalışır stres anında salgılanan adrenalin, noradrenalin ve kortizol gibi hormonlar kalp atışını hızlandırırken kaslara daha fazla kan pompalanmasını sağlar, aynı anda endorfin ve enkefalin gibi doğal opioid benzeri maddeler devreye girerek ağrı sinyallerinin omurilikten beyne iletilmesini baskılar, böylece kişi ciddi bir yaralanma yaşasa bile o anda bunu fark etmeyebilir ya da fark etse bile beklenenden çok daha az şiddette hissedebilir.
Bu durum özellikle travmatik kazalarda, spor müsabakalarında ya da savaş ortamlarında gözlemlenir kişi bacağında kırık olduğu halde koşmaya devam edebilir, derin bir kesik aldığını ancak olaydan saatler sonra fark edebilir, çünkü amigdala tehdidi algıladığında prefrontal korteksle birlikte önce hayatta kal komutunu verir ve ağrı algısı geçici olarak geri plana çekilir, yani beyin adeta şimdi değil diyerek acıyı erteler. Burada ilginç olan nokta, ağrının tamamen yok olmaması, yalnızca algı düzeyinde bastırılmasıdır sinir uçları hala uyarılmakta, doku hasarı hala oluşmakta olabilir fakat beynin dikkat filtreleri o sinyalleri bilinç yüzeyine taşımamayı tercih eder, bu da ağrının aslında yalnızca fiziksel değil aynı zamanda bilişsel ve duygusal bir deneyim olduğunu gösterir, çünkü ağrı dediğimiz şey yalnızca bir doku hasarı değil, beynin o hasara verdiği yorumdur.
Aşırı stresin bir başka etkisi de zaman algısını değiştirmesidir tehlike anında saniyeler uzamış gibi hissedilirken ağrı sinyalleri arka plana atılır çünkü beynin öncelik sistemi tehdidi analiz etmekle meşguldür ve bu durum evrimsel olarak insanın hayatta kalma şansını artırmıştır, zira atalarımız için yaralanmanın farkına varmak değil, o anda yırtıcıdan kaçabilmek önemliydi. Ancak bu mekanizmanın uzun süreli stres altında sağlıklı bir çözüm olmadığı da unutulmamalıdır kronik stres durumunda beyin sürekli alarm modunda kaldığında ağrı algısı karmaşıklaşabilir, bazı kişilerde ağrı eşiği yükselirken bazılarında tam tersine düşebilir ve psikosomatik ağrılar ortaya çıkabilir, çünkü bastırılan sinyaller bir süre sonra farklı yollarla kendini ifade etmeye başlar.
Bu nedenle beyin acıyı görmezden gelir mi sorusunun cevabı evettir ama bu görmezden gelme kalıcı bir yok sayma değil, hayatta kalma stratejisinin geçici bir parçasıdır insan zihni gerektiğinde bir yarayı susturabilir, fakat bedenle yapılan bu sessiz anlaşma sonsuza kadar sürmez ve tehdit ortadan kalktığında bastırılan sinyaller yeniden bilinç alanına yükselir. Aslında burada daha derin bir psikolojik katman da vardır fiziksel ağrıda olduğu gibi duygusal acılarda da benzer bir mekanizma işler, yoğun bir kriz anında insan yasını, kırgınlığını ya da travmasını erteleyebilir çünkü zihnin önceliği ayakta kalmaktır, fakat güvenli alan oluştuğunda bastırılan duygular yüzeye çıkar ve işlenmeyi bekler, bu da bize beynin yalnızca bir organ değil, aynı zamanda bir strateji merkezi olduğunu hatırlatır.
Sonuç olarak, aşırı stres ve tehlike anında beynin ağrıyı bastırabilmesi bir zayıflık değil, aksine insan türünün hayatta kalma zekasının bir göstergesidir fakat bu mekanizmanın geçici olduğunu ve bedenin verdiği sinyallerin sonunda dinlenmesi gerektiğini bilmek, hem fiziksel hem de psikolojik sağlığın sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşır. İstersen bu konuyu psikolojik travma, askeri örnekler ya da spor dünyasındaki gerçek vakalar üzerinden daha da derinleştirebiliriz çünkü beyin, kriz anlarında düşündüğümüzden çok daha dramatik bir sahne yönetmeni gibi çalışır.