Baba Vanga – Kör Gözlerle Görülen Gelecek
Yüzyılın en tartışmalı, en çok alıntılanan ve aynı zamanda en çok yanlış anlaşılan kahinlerinden biri olan Baba Vanga, kehanet tarihine yazılı metinler bırakmadan, kelimeleri kulaktan kulağa aktarılarak, hafıza yoluyla çoğaltılarak ve zamanla efsaneleşerek geçmiş bir figürdür; bu durum onu hem büyüleyici kılar hem de her anlatıyı sürekli yeniden sorgulanır hale getirir. Baba Vanga’nın gerçek adı Vangeliya Pandeva Dimitrova’dır; 1911 yılında bugün Kuzey Makedonya sınırları içinde kalan Strumica’da doğmuş, hayatının büyük bölümünü ise Bulgaristan’ın güneybatısında, bugün neredeyse bir hac merkezine dönüşmüş olan Rupite köyünde geçirmiştir. Henüz çocuk yaşta yaşadığı şiddetli bir fırtına sırasında gözlerine dolan kum ve travma nedeniyle görme yetisini kaybettiği, ancak bu olaydan sonra “başka bir görme biçimi” kazandığı anlatılır; bu kırılma noktası, Vanga anlatılarında sıradan bir biyografik detaydan çok, kehanet kapısının açıldığı an olarak kabul edilir.
Baba Vanga’nın körlüğü, klasik anlamda bir eksiklik değil, anlatılara göre duyuların yön değiştirmesidir; dış dünyayı gözle algılayamayan Vanga’nın, insanları seslerinden, dokunuşlarından ve hatta getirdikleri eşyaların “titreşiminden” tanıdığı, geçmişlerini ve geleceklerini bu şekilde okuduğu söylenir. Onu ziyaret eden kişilerden genellikle bir şeker parçası getirmelerini istemesi, bu nesnenin kişinin enerjisini taşıdığına inanmasından kaynaklanır; Vanga için kehanet, yıldızlara bakarak yapılan bir hesap değil, insanla temas eden görünmez bir akışın dinlenmesidir.
Baba Vanga’yı benzer mistik figürlerden ayıran en önemli unsur, ününün yalnızca halk arasında değil, devlet katmanlarında da yankı bulmuş olmasıdır; Bulgaristan’da komünist dönemde resmi olarak inkar edilen mistisizme rağmen, yüksek rütbeli yetkililerin, askerlerin ve hatta yabancı delegasyonların gizlice kendisini ziyaret ettiği iddiaları, onu yalnızca “halk kahini” olmaktan çıkarıp politik bir figür haline getirir. Ayrıca Vanga’nın kehanetlerinin büyük bölümünün önceden yazıya dökülmemiş, ölümünden sonra derlenmiş olması, onun etrafında güçlü bir belirsizlik alanı yaratır; bu belirsizlik, kehanetlerin hem eleştirilmesine hem de mitolojik bir güce kavuşmasına neden olmuştur. Baba Vanga’nın kehanetleri net tarihler, açık isimler ve kesin cümleler içermez; aksine çoğu zaman parçalı, sembolik, zaman çizgisinden kopuk ve yorumlamaya açık ifadelerden oluşur. Bu yönüyle onun sözleri, klasik kehanetten çok “sezgisel öngörü” olarak tanımlanır; geleceği kesin bir senaryo gibi anlatmaz, yaklaşan bir dalganın titreşimini tarif eder. Baba Vanga’ya atfedilen kehanetlerin sayısı yüzlerle ifade edilir, ancak bazıları zamanla diğerlerinin önüne geçmiştir:
11 Eylül saldırıları “Amerikan kardeşler çelik kuşlar tarafından vurulacak” şeklinde aktarılan sözleri, New York’taki İkiz Kuleler saldırılarıyla ilişkilendirilmiştir; ifade sonradan yorumlanmış olsa da, sembolik benzerlik nedeniyle en çok alıntılanan kehanetlerden biridir.
Sovyetler Birliği’nin dağılması Doğu Bloğu’nun çözülmesi, sınırların değişmesi ve eski düzenin sessizce dağılacağına dair sözleri, özellikle Bulgaristan ve çevresinde büyük yankı uyandırmıştır.
Prenses Diana’nın ölümü “Genç, güzel ve halkın sevgilisi olan bir kadının, demirle ilgili bir şey yüzünden öleceği” şeklindeki ifade, Diana’nın trafik kazasıyla ilişkilendirilmiştir.
Çernobil Felaketi. Büyük bir zehirli bulutun Avrupa’yı sessizce dolaşacağına dair anlatımlar, 1986’daki nükleer kazayla birlikte anılmıştır.
Küresel iklim değişimi Denizlerin taşacağı, bazı toprakların yutulacağı ve doğanın insanlara karşı dengesini bozacağı yönündeki sözleri, modern dönemde çevre krizleriyle ilişkilendirilerek yeniden gündeme gelmiştir.
Baba Vanga figürü, kehanet tarihinin belki de en çok tartışılan örneklerinden biridir; çünkü kehanetlerin büyük bölümü ölümünden sonra derlenmiş, yazılı, tarihli ve doğrulanabilir kayıtlar son derece sınırlı kalmıştır. Eleştirmenler, kehanetlerin büyük kısmının olaylardan sonra yorumlandığını, belirsiz ifadelerin zamanla somut olaylara uydurulduğunu savunurken; destekleyenler ise Vanga’nın gücünün tam da bu belirsizlikte, yani kesinlikten kaçınan sezgisel yapıda yattığını söyler.
Kehanet mi, Bilinç Okuması mı. Baba Vanga’yı yalnızca “geleceği bilen kadın” olarak okumak eksik kalır; onun figürü, insan bilincinin henüz açıklanamayan yönleri, sezgi, empati ve kolektif bilinçle temas iddialarının kesişim noktasında durur. Bazı araştırmacılar, Vanga’nın güçlü bir psikolojik gözlem yeteneğine sahip olduğunu, insanların ses tonlarından, davranışlarından ve beklentilerinden yola çıkarak yüksek doğruluklu öngörüler ürettiğini öne sürer; bu da onu doğaüstü bir varlık olmaktan çok, insan zihninin sınırlarını zorlayan bir örnek haline getirir.
Bugün Neden Hala Konuşuluyor. Baba Vanga’nın adı, aradan geçen yıllara rağmen hala gündeme geliyorsa, bunun nedeni kehanetlerin doğruluğundan çok, insanın geleceği bilme arzusunun hiç azalmamış olmasıdır. Belirsizlik çağlarında, kriz anlarında ve dönüşüm eşiklerinde Vanga’nın sözleri yeniden dolaşıma girer, çünkü onun cümleleri kesin cevaplar sunmaz, aksine korku ile umut arasında salınan bir boşluk bırakır; insan zihni ise bu boşluğu doldurmayı sever.