Pagan kelimesi bugün çoğu insanın zihninde sisli ormanlar, ateş etrafında yapılan ritüeller ve çok tanrılı inanç sistemleriyle çağrışım yapar oysa kelimenin kökeni Latince paganus olup köylü ya da kırsalda yaşayan anlamına gelir ve Roma İmparatorluğu döneminde Hristiyanlığın şehir merkezlerinde hızla yayılmasına karşın eski inançlarını sürdürmeye devam eden kırsal halkı tanımlamak için kullanılmıştır, yani başlangıçta bir dini terim değil, sosyolojik bir sınıflandırmaydı. Zamanla Hristiyanlığın resmi din haline gelmesiyle birlikte, eski çok tanrılı inançları sürdüren herkes pagan olarak adlandırılmış ve bu kelime bir inanç tanımından çok, yeni egemen dinin dışındaki gelenekleri işaret eden bir etiket haline gelmiştir bu nedenle paganizm tek bir inanç sistemi değil, Antik Yunan’dan Roma’ya, Keltlerden Cermen kabilelerine, İskandinav halklarından Anadolu kültlerine kadar uzanan çok geniş bir inanç yelpazesini kapsayan şemsiye bir kavramdır.
Antik Yunan’da Zeus, Roma’da Jupiter, İskandinav dünyasında Odin, Kelt coğrafyasında druid rahipleri ve doğa ruhları, Anadolu’da ana tanrıça kültleri ve bereket inançları bunların hepsi daha sonra pagan etiketi altında toplanmış, ancak her biri kendi içinde özgün mitolojilere, ritüellere ve kozmoloji anlayışlarına sahip olmuştur. Pagan inanç sistemlerinin ortak noktası genellikle doğa merkezli olmaları, mevsim döngülerini kutsal kabul etmeleri, çoklu tanrısal güçleri temsil etmeleri ve kutsal olanı gökyüzünde değil aynı zamanda ağaçta, nehirde, taşta ve güneşte aramalarıdır bu nedenle paganizm, tek merkezli dogmatik bir yapıdan çok, yaşamla iç içe geçmiş, ritüel ve sembol temelli bir bilinç biçimi olarak değerlendirilebilir.
Roma İmparatorluğu’nun 4. yüzyılda Hristiyanlığı resmi din olarak kabul etmesiyle birlikte, eski tapınaklar kapatılmış, bazı ritüeller yasaklanmış ve çok tanrılı ibadetler kamusal alandan silinmeye başlanmıştır Orta Çağ boyunca Avrupa’da pagan uygulamaları ya bastırılmış ya da yeni dini sembollerle harmanlanarak dönüştürülmüştür, örneğin birçok eski bahar festivali Hristiyan takvimine uyarlanmış, bazı kutsal alanlar kiliselere dönüştürülmüştür. Ancak paganizm tamamen yok olmamış, daha çok şekil değiştirmiştir halk geleneklerinde, mevsimsel kutlamalarda, halk masallarında ve sembollerde yaşamaya devam etmiş, hatta modern dönemde 20. yüzyılda ortaya çıkan Neo-Pagan hareketlerle birlikte bilinçli bir yeniden canlanma süreci yaşamıştır bugün Wicca, Druidizm ve çeşitli doğa temelli spiritüel akımlar kendilerini pagan köklerle ilişkilendirir ve bu gelenekleri modern dünyaya uyarlamaya çalışır.
Dolayısıyla paganlık tarihsel olarak baskılanmış olabilir, fakat tamamen ortadan kalktığını söylemek zordur; çünkü doğa ile kurulan kutsal bağ, mevsim döngülerine atfedilen anlam ve çoklu sembollerle evreni yorumlama eğilimi insanlık kültüründen bütünüyle silinmemiştir, yalnızca isim değiştirmiş, biçim değiştirmiş ve yeni bağlamlarda yeniden ortaya çıkmıştır. Belki de asıl soru “paganlık bitti mi?” değil, “insan doğayla kutsal bir ilişki kurma ihtiyacını hiç kaybetti mi?” sorusudur; çünkü tarih boyunca inanç biçimleri değişmiş, imparatorluklar yıkılmış ve yeni dinler doğmuş olsa da, insanın gökyüzüne bakıp anlam arama dürtüsü hep varlığını sürdürmüştür.