Ağır Psikolojide Kadın ve Erkek; Kim Çöker, Kim Kaçar [ 09 Ocak 2026 ]


Ağır Psikolojide Kadın ve Erkek; Kim Çöker, Kim Kaçar

Ağır psikolojik yükler söz konusu olduğunda kadın ve erkek arasındaki fark, kimin daha “güçlü” ya da “zayıf” olduğundan çok, acıyı nasıl taşıdıkları, nasıl ifade ettikleri ve onunla ne yaptıkları üzerinden okunur; çünkü psikoloji bir dayanıklılık yarışması değil, iç dünyayla kurulan ilişkinin niteliğidir ve bu ilişki cinsiyete göre biçim değiştirir. Kadınlar, ağır psikolojik süreçlerde genellikle duygunun içinde kalma eğilimi gösterir; acıyı bastırmak yerine onunla birlikte yaşamaya çalışırlar, düşünürler, analiz ederler, konuşurlar ve bu nedenle dışarıdan bakıldığında daha kırılgan, daha zayıf ya da daha pasif gibi algılanabilirler, oysa bu pasiflik çoğu zaman bir donukluk değil, duygunun tüm ağırlığını bilinç düzeyinde taşıma cesaretidir ve bu durum kadının içsel olarak daha fazla yorulmasına, ama aynı zamanda süreci daha derinlemesine işlemesine yol açar.

Erkekler ise ağır psikolojide çoğunlukla kaçınma ve yön değiştirme refleksi gösterir; acıyı doğrudan hissetmek yerine onu işe, spora, başka ilişkilere, riskli davranışlara ya da öfkeye kanalize ederler ve bu nedenle dışarıdan daha hızlı toparlanmış, daha güçlü ya da etkilenmemiş gibi görünürler, fakat bu görünür güç çoğu zaman duygunun çözülmesi değil, ertelenmesidir ve bastırılan yük, uzun vadede ani çökmeler, öfke patlamaları ya da anlamsızlık hissi olarak geri döner. Pasif kalan taraf çoğu zaman kadın gibi görünür, çünkü kadın bekler, düşünür, anlamlandırmaya çalışır, erkek ise hareket eder, fakat burada pasiflik ile derinlik karıştırılır; kadın acıyı içeride işlerken zaman kaybeder gibi görünür, erkek acıyı dışarı atarken hız kazanmış gibi görünür, oysa hangisinin daha sağlıklı olduğu, sürecin sonunda kimin gerçekten özgürleştiğiyle anlaşılır.

Kurtulma meselesine gelince, erkekler genellikle daha çabuk kurtulmuş gibi görünür, çünkü yeni uyaranlarla zihni meşgul edebilirler ve duygusal bağın yasını bilinçli olarak tutmazlar, fakat bu kurtuluş çoğu zaman yüzeyseldir; kadınlar ise daha geç toparlanır gibi görünür, çünkü bağın kaybını sonuna kadar yaşarlar, ama bu sürecin sonunda gerçekten kapanmış bir defterle yoluna devam etme ihtimalleri daha yüksektir. En kırılgan nokta şudur: kadın ağır psikolojide kendini suçlama eğilimine daha açıktır, “nerede yanlış yaptım” sorusunu defalarca sorar ve bu onu içten içe tüketir; erkek ise dışsallaştırmaya daha yatkındır, suçu koşullara ya da karşı tarafa atar ve bu da geçici bir rahatlama sağlasa bile gerçek yüzleşmeyi geciktirir.

Sonuç olarak ağır psikolojide daha zayıf olan cinsiyet yoktur; kadın daha derin yaralanır ama daha kalıcı iyileşebilir, erkek daha az etkilenmiş gibi görünür ama bastırdığı şeylerden daha geç kurtulur; biri duygunun içinde yanar, diğeri etrafında dolaşır ve asıl fark, kimin acıyla yüzleşmeye cesaret ettiğiyle ilgilidir, çünkü gerçek güç, acının yokluğunda değil, onunla dürüstçe kalabilme kapasitesinde ortaya çıkar.