İnsan bir yuva kurduğunda aslında sadece dört duvar, bir masa, bir yatak ya da birlikte yaşanacak bir hayat inşa etmez insan, içindeki dağınıklığı toparlayacak bir anlam, yıllardır içinde taşıdığı boşluğu dolduracak bir his ve belki de en önemlisi, kendini ilk kez gerçekten yerinde hissedebileceği bir alan arar, çünkü çoğu zaman dışarıdan bakıldığında düzen gibi görünen şey, insanın içinde uzun süredir eksik olan bir duygunun dışa yansımasından başka bir şey değildir. Kimi insan yuva kurar çünkü mutlu olmak ister, ama zamanla fark eder ki mutluluk bir yere taşınarak, birine bağlanarak ya da bir düzen kurularak elde edilen sabit bir şey değildir mutluluk, iki insanın birbirinin yükünü hafifletmeyi öğrenmesiyle, susulduğunda bile anlaşılabilmesiyle ve en önemlisi, kendin olabildiğin halde kabul gördüğünü hissetmenle büyüyen bir şeydir, aksi halde en güzel ev bile insanın içinde yankılanan bir boşluk odasına dönüşebilir.
Kimi insan yuva kurar çünkü kaçmak ister geçmişinden, kırıldığı anlardan, ailesinde hissetmediği sevgiden ya da içinde büyüyen yalnızlıktan uzaklaşmak ister, fakat çoğu zaman unuttuğu şey şudur ki insan yer değiştirerek geçmişinden kurtulamaz, çünkü insanın taşıdığı yük bavulda değil, zihnindedir ve eğer o yükle yüzleşilmezse, yeni kurulan yuva sadece eski acıların daha sessiz yaşandığı bir sahneye dönüşür. Kimi insan yuva kurar çünkü başarmak ister toplumun çizdiği o görünmez listede bir maddeyi daha tamamlamak, artık hayatımı kurdum diyebilmek ister fakat zamanla anlar ki yuva, dışarıdan alkışlanan bir başarı değil, içeride hissedilen bir huzur meselesidir ve eğer o huzur yoksa, en kusursuz görünen hayat bile insanın içinde eksik kalmış bir hikayeden ibaret olur.
Kimi insan ise yuva kurar çünkü sevilmek ister, gerçekten görülmek, anlaşılmak ve birine ait olmak ister, fakat işte tam burada en derin gerçek ortaya çıkar bir insan kendini sevmeyi öğrenmeden, kendiyle barışmadan ve kendi içindeki boşlukları fark etmeden kurduğu hiçbir bağ, onu tamamlayamaz, çünkü yuva dediğimiz şey, iki eksik insanın birbirini tamamlaması değil, iki bütün insanın birbirine zarar vermeden yan yana durabilmesidir. Ve belki de en acı gerçek şudur ki, bazı insanlar yuva kurmaz, sadece yalnız kalmamak için bir düzen kurar, sessizlikten kaçmak için bir ses arar, karanlıktan korktuğu için bir ışığın yanına yerleşir, ama bu bir yuva değildir, bu sadece korkunun daha konforlu bir halidir ve bu yüzden insan ne kadar kalabalıkta olursa olsun, eğer yanlış sebeplerle bir aradaysa, içindeki yalnızlık hiç azalmaz, sadece şekil değiştirir.
Gerçek bir yuva ise, ne tamamen mutluluk içindir, ne sadece kaçış, ne de bir başarı göstergesidir gerçek bir yuva, insanın kendine yabancılaşmadığı, sustuğunda bile anlaşılabildiği, varlığının yük değil değer olduğu ve en önemlisi, burada olduğum gibi kalabilirim diyebildiği yerdir, çünkü insan aslında bir yuva kurmaz… insan, kendini kaybetmeden kalabildiği bir yer bulduğunda, oraya yuva der.