Savunma mekanizması, insan zihninin kendini psikolojik olarak korumak için geliştirdiği bilinçdışı davranış ve düşünce biçimleridir. İnsan bazen yaşadığı acıyı, korkuyu, suçluluğu ya da travmayı doğrudan taşıyamaz. Zihin de bu duyguların ağırlığını azaltabilmek için bazı koruma yöntemleri geliştirir. Psikanalizde bu kavramı en çok geliştiren kişi Sigmund Freud ve daha sonra kızı Anna Freud olmuştur.
Örneğin biri sizi çok kırdığında umurumda değil demek bazen gerçekten umursamamak değil, acıyı bastırma biçimi olabilir. Ya da başarısız olan bir insanın sürekli başkalarını suçlaması, kendi yetersizlik hissiyle yüzleşmek istememesi olabilir. İnsan zihni bazen gerçeği değiştirmez ama gerçeğin etkisini yumuşatmaya çalışır.
En bilinen savunma mekanizmalarından bazıları şunlardır:
İnkar: Gerçeği kabul etmemek. Örneğin ciddi bir sorun yaşadığı halde, bir şeyim yok demek.
Bastırma: Rahatsız eden düşünceyi bilinçten uzaklaştırmak. Travmatik anıları hatırlamamak gibi.
Yansıtma: Kendi duygusunu başkasına yüklemek. Kıskanan kişinin sürekli karşı tarafı kıskançlıkla suçlaması gibi.
Mantığa bürünme: Duygusal bir olayı aşırı mantıklı açıklamalarla örtmek. Zaten o işi istemiyordum, demek gibi.
Yer değiştirme: Öfkeyi gerçek kaynağa değil daha güvenli bir hedefe yöneltmek. İşte azar yiyen birinin eve gelip sinirlenmesi gibi.
Mizah: Acıyı şakaya dönüştürmek. Birçok insanın en güçlü savunma mekanizmalarından biridir.
Savunma mekanizmaları kötü değildir. Aslında çoğu insanın ayakta kalmasını sağlar. Sorun, insanın bütün hayatını bunların üzerine kurmaya başlamasıdır. Çünkü bazen insan kendini korurken, aynı zamanda gerçek duygularından da uzaklaşmaya başlar. İnsan zihni bazen kendini koruyabilmek için gerçekliği yavaşça bulanıklaştırır çünkü insan her acıyı olduğu gibi hissedebilseydi muhtemelen gündelik hayatına devam etmekte zorlanırdı.
Ancak savunma mekanizmaları sürekli hale geldiğinde insan yalnızca acıdan değil, kendi gerçek duygularından da uzaklaşmaya başlar. Bir süre sonra kişi üzülmediğini sanır ama aslında hissizleşmiştir. Güçlü olduğunu düşünür ama aslında kaçıyordur. Bu yüzden insanın kendini tanıma süreci, biraz da hangi savunmaların arkasında yaşadığını fark etme sürecidir. Bazen insanın en büyük savaşı dış dünyayla değil, kendi zihninin onu korumak için ördüğü görünmez duvarlarla olur.