İnsanlar vardır hayatın içinde kalabalıklarda yürür, sohbetlere katılır, gülümser, planlar yapar, hatta hayatın gerektirdiği her rolü eksiksiz oynar ama bütün bunların ortasında, kimsenin fark etmediği bir eksiklik taşır içinde sanki yaşadığı hayatla arasında ince, görünmez bir mesafe vardır ve o mesafe her geçen gün biraz daha açılır, biraz daha derinleşir, biraz daha geri dönülmez bir hale gelir. Çünkü yönünü kaybetmek, çoğu zaman bir anda olmaz insan bir sabah uyanıp ben kayboldum demez aksine her şey son derece normal görünür, hayat akıyordur, sorumluluklar yerine getiriliyordur, konuşmalar yapılır, kararlar alınır ama o kararların hiçbiri gerçekten içinden gelmez, sadece olması gerektiği için olur, sadece eksik kalmamak için tamamlanır, sadece geride kalmamak için seçilir. Ve insan fark etmeden, kendi hayatının merkezinden yavaşça çekilmeye başlar.
Bir süre sonra neyin gerçekten kendine ait olduğunu ayırt edemez hale gelir istekleri mi gerçek, yoksa yıllar içinde içine yerleşmiş beklentilerin yankısı mı sevdiğini sandığı şeyler gerçekten sevdiği şeyler mi, yoksa alıştığı için bırakamadıkları mı işte tam bu noktada insan, dışarıdan bakıldığında son derece yaşıyor gibi görünürken, aslında içeride sessizce kendini kaybetmeye başlar. Çünkü en tehlikeli kayboluş, yolunu bilmemek değildir en tehlikelisi, yanlış bir yolda ilerlediğini fark etmemektir.
Günler geçer, haftalar ayları kovalar, zaman ilerler ama insanın içinde bir şey sabit kalır tamamlanmamışlık hissi, adı konulamayan bir boşluk, tarif edilemeyen bir huzursuzluk ve bu hisler çoğu zaman bastırılır çünkü modern hayat, sorgulamayı değil devam etmeyi öğretir durup düşünmek yerine ilerlemek, hissetmek yerine alışmak, sorgulamak yerine kabullenmek daha kolaydır. Ve böylece insan, kendi hayatına alışır ama kendine yabancılaşır.
En acı olan ise şudur. Bir noktadan sonra bu kaybolmuşluk hali rahatsız etmemeye başlar. Çünkü zihin boşlukla yaşamayı öğrenir, kalp eksiklikle anlaşma yapar ve insan, aslında eksik olduğunu bile unutacak kadar tam görünmeye başlar işte o an, kayboluş tamamlanır çünkü artık arayacak bir şey kalmamıştır. Ama yine de çok derinde, bastırılmış bir yerde, hala cevaplanmamış bir soru bekler. Gerçekten yaşıyor musun.
yoksa sadece hayatın seni götürdüğü yerde var olmaya mı devam ediyorsun.
Ve belki de bütün mesele şudur,
insan bazen yolunu kaybetmez…
sadece kendinden uzaklaştığını fark etmez.