Yedi Deliler, Dokuz Oturaklılar [ 14 Ocak 2026 ]


Yedi Deliler, Dokuz Oturaklılar

Bu söz, Anadolu sözlü kültüründe hem alaycı hem de ince bir gözleme dayanan, görünüşle gerçeklik arasındaki çelişkiyi tek nefeste anlatabilen eski bir deyimdir. Temel olarak toplumda çok konuşan, çok görünen, taşkın ve uçuk davrananların sayıca fazla olmasına karşın, gerçekten sağduyulu, dengeli, sözüne güvenilir, ağırbaşlı insanların daha az olduğuna dair ironik bir tespiti dile getirir.

Bu sözdeki “deliler”, bugünkü anlamda akıl hastalığını değil; fevri, ölçüsüz, bağıran, her işe burnunu sokan, çoğu zaman gürültüsü çok ama derinliği az olan kişileri temsil ederken, “oturaklılar” ise ağır düşünen, konuşmadan önce tartan, bulunduğu yere ağırlık koyan, sözü az ama etkisi fazla olan insanları anlatır. Sayıların yedi ve dokuz olarak söylenmesi ise matematiksel bir iddiadan çok, halk dilinde dengeyi bozan bir sembolizm taşır ve akıllı olan bir tık fazladır ama sesi az çıkar fikrini ince bir mizahla vurgular.

Bu ifade genellikle kalabalıkların kaotik davrandığı, çok sesin olduğu ama az aklın iş gördüğü ortamlarda kullanılır. Örneğin bir mecliste herkes konuşup kimse dinlemiyorsa, bir mahallede dedikodu ve gürültü akıldan baskınsa ya da sosyal ortamlarda gösteriş, ölçünün önüne geçmişse, sözü bilen biri durumu tek cümleyle özetlemek için bu deyimi söyler ve aslında ortamın fotoğrafını çeker.

Sözü daha çok yaşça büyükler, köy ve kasaba kültürüne aşina olanlar, eski deyimlerle düşünmeyi seven insanlar kullanır. Çünkü bu ifade yazılı bir kaynaktan çok usta–çırak, dede–torun, kahvehane–sohbet hattında taşınmış, gözlemle beslenmiş ve yaşanmışlıktan süzülerek bugüne gelmiştir. Nasıl çıktığına dair net bir tarih yoktur, ancak Anadolu’da aklın sessiz, taşkınlığın gürültülü olduğuna dair çok eski bir kültürel sezginin ürünü olduğu açıktır ve bu yönüyle söz, sadece insan sayısını değil, toplum içindeki görünürlük dengesizliğini anlatır. Deliler çokmuş gibi görünür, çünkü sesleri yüksektir. Oturaklılar az sanılır, çünkü konuşmak yerine tutmayı, bağırmak yerine tartmayı seçerler.

Bu söz, çoğunluk her zaman aklı temsil etmez demenin halk ağzındaki kısa ve zeki yoludur ve bugün bile kalabalıklara bakıp içinden; neden her yer bu kadar gürültülü? diye geçiren herkes için hala şaşırtıcı biçimde geçerlidir.