Yapay zeka ile doğa arasındaki ilişki, çoğu zaman “teknoloji doğayı yok ediyor mu?” gibi basit bir soruya indirgenir ama aslında çok daha karmaşık, çelişkili ve insanın kendi zihniyle kurduğu ilişkiyi de açığa çıkaran bir alandır. Çünkü yapay zeka ne doğanın düşmanıdır ne de otomatik kurtarıcısıdır, o sadece insanın doğaya nasıl baktığının, onu ne için kullandığının ve neyi feda etmeye razı olduğunun daha gelişmiş bir aracıdır.
Bir yandan yapay zeka, doğayı insan gözünün ve sabrının yetmediği yerlerden okumamızı sağlar; iklim modellerini daha doğru kurar, orman yangınlarını önceden tahmin eder, türlerin yok oluşunu erken fark eder, su kaynaklarını daha verimli yönetir ve gezegenin karmaşık sistemlerini anlamamız için bize güçlü bir mercek sunar; bu yönüyle bakıldığında yapay zeka, doğayı kontrol etmeye çalışan kibirli insan aklından çok, doğayı anlamaya çalışan mütevazı bir çaba gibi de görülebilir. Ama öte yandan aynı yapay zeka, devasa veri merkezleri, yüksek enerji tüketimi, nadir madenler, artan karbon ayak izi ve sürekli hız talebiyle doğanın yükünü de ağırlaştırır yani doğayı kurtarmak için geliştirilen araç, yanlış kullanıldığında doğayı daha da zorlayan bir sisteme dönüşebilir ve bu paradoks şunu gösterir; sorun teknolojinin kendisi değil, insanın daha fazla, daha hızlı, daha ucuz ısrarıdır.
Doğa döngüseldir, yavaştır, tekrar eder ve hata yapmayı tolere eder; yapay zeka ise doğrusal, hız odaklı, optimizasyon takıntılı ve hatayı sıfıra indirmeye programlıdır, bu yüzden yapay zeka doğayı anlamaya başladığında bile onu kendi mantığına uydurma eğilimi taşır ve tam da bu noktada insanın rolü belirleyici hale gelir. Çünkü insan isterse yapay zekayı doğanın ritmine kulak veren bir yardımcı yapar, isterse doğayı veriye indirgenmiş bir kaynak tablosuna çevirir.
Doğayı yapay zeka ile mi kurtaracağız, yoksa yapay zekayı doğayı kurtarmak için mi kullanacağız? Bu ikisi arasındaki fark ince ama sonuçları radikaldir. Birincisi hala insan merkezli, ikincisi ise insanı ekosistemin bir parçası olarak gören bir bakışı gerektirir ve bu bakış değişmediği sürece, en akıllı sistemler bile doğayla uyum değil, sadece daha sofistike bir müdahale üretir.
Sonuçta yapay zeka ile doğa arasındaki ilişki, geleceğin teknolojik sorusu olmaktan çok, bugünün etik ve zihinsel sorusudur çünkü yapay zeka doğayı taklit edebilir, hesaplayabilir hatta öngörebilir ama doğayı önemsemek diye bir yetisi yoktur ve bu eksikliği dolduracak olan tek şey hala insandır. Yani doğayla uyumlu bir gelecek, yapay zekanın ne kadar akıllı olduğuna değil, insanın ne kadar bilinçli kalabildiğine bağlıdır.