12. yüzyıl İngiltere'sinde, Suffolk bölgesindeki küçük Woolpit köyünde anlatıldığı söylenen bir olay, yüzyıllardır tarihçilerin, folklor araştırmacılarının ve belgesel yapımcılarının ilgisini çekmeye devam etmektedir. Rivayete göre Kral Stephen döneminde, hasat zamanı köylüler kurt çukurlarının yakınında biri kız, diğeri erkek iki çocuk bulur. Çocukların en dikkat çekici özelliği tenlerinin yeşilimsi bir renkte olması, kimsenin anlayamadığı bir dil konuşmaları ve üzerlerindeki kıyafetlerin bölge halkının daha önce hiç görmediği biçimde olmasıdır. Olay, dönemin iki önemli kronik yazarı olan Ralph of Coggeshall ile William of Newburgh tarafından birbirinden bağımsız şekilde kayıt altına alınmış ve bu nedenle Orta Çağ'ın en dikkat çekici anlatılarından biri haline gelmiştir.
Kroniklerde anlatıldığına göre çocuklar günlerce kendilerine sunulan hiçbir yiyeceği kabul etmez. Ta ki tesadüfen gördükleri çiğ bakla tanelerini iştahla yiyene kadar. Zamanla normal beslenmeye alıştıkları, tenlerindeki yeşil rengin yavaş yavaş kaybolduğu aktarılır. Erkek çocuk kısa süre sonra hastalanarak yaşamını yitirirken, kız çocuğu İngilizce öğrenir ve zamanla yaşadıklarını anlatabilecek duruma gelir. Anlattığına göre geldikleri yer Aziz Martin Diyarı adını taşımaktadır. Burada güneş hiçbir zaman tam olarak parlamaz, her yer sürekli alacakaranlıktır ve herkes yeşilimsi bir tene sahiptir. Kız çocuk, bir mağaradan geçtikten ve çan seslerini takip ettikten sonra kendilerini Woolpit'te bulduklarını söyler.
Bu olayın doğruluğu konusunda tarihçiler arasında kesin bir görüş bulunmamaktadır. Günümüze ulaşan en eski kayıtlar olayın yaşandığı iddia edilen tarihten onlarca yıl sonra kaleme alınmıştır. Bununla birlikte hem Ralph of Coggeshall hem de William of Newburgh, yaşadıkları dönemde güvenilir tarihçiler olarak kabul edildiğinden, anlatı tamamen göz ardı edilmemiştir. Araştırmacılar, iki kroniğin ortak noktalarını ve birbirinden ayrılan ayrıntılarını karşılaştırarak olayın tarihsel çekirdeğini anlamaya çalışmaktadır.
Yıllar boyunca birçok teori ortaya atılmıştır. En çok kabul gören açıklamalardan biri, çocukların aslında farklı bir bölgeden gelen ve yabancı bir lehçe konuşan mülteci kardeşler olduğudur. Özellikle Flandre kökenli göçmen çocuklar olabilecekleri düşünülmektedir. Yeşilimsi ten renginin ise uzun süreli yetersiz beslenme ve demir eksikliğine bağlı gelişen kloroz (chlorosis) adlı hastalıktan kaynaklanmış olabileceği öne sürülmektedir. Bu hastalık cilde soluk yeşilimsi bir görünüm verebildiğinden, olayın zaman içinde halk anlatılarıyla süslenerek efsaneye dönüşmüş olabileceği düşünülmektedir.
Buna karşılık folklor araştırmacıları olaya bambaşka bir açıdan yaklaşır. Orta Çağ Avrupa'sında yer altı dünyaları, periler ve görünmeyen alemlerle ilgili anlatılar oldukça yaygındı. Woolpit'in Yeşil Çocukları hikayesindeki sürekli alacakaranlık, mağara geçidi ve farklı bir dünyadan gelme motifi, Kelt ve İngiliz halk inanışlarındaki öteki dünya efsaneleriyle dikkat çekici benzerlikler taşır. Bu nedenle bazı araştırmacılar hikayenin tarihi bir olaydan çok, gerçek olaylarla halk inanışlarının birleşmesinden doğmuş sembolik bir anlatı olduğunu savunmaktadır.
Modern dönemde bu gizem yalnızca akademik makalelerde değil, belgesellerde, romanlarda, fantastik eserlerde ve popüler tarih programlarında da sıkça ele alınmıştır. Özellikle BBC yapımları, History Channel, Discovery ve çeşitli tarih belgeselleri bu olayı Orta Çağ'ın en açıklanamayan vakalarından biri olarak işlemiştir. Son yıllarda yayımlanan kapsamlı akademik çalışmalar ise hikayeyi tarih, folklor ve kültürel bellek açısından yeniden değerlendirerek efsanenin nasıl yüzyıllar boyunca yaşamaya devam ettiğini incelemektedir.
Aradan yaklaşık dokuz yüz yıl geçmiş olmasına rağmen Woolpit'in Yeşil Çocukları gizemini hala koruyor. Gerçekten yabancı bir topluluktan gelen iki çocuk muydu, açlık ve hastalık nedeniyle görünüşleri değişmiş masum kardeşler miydi, yoksa Orta Çağ insanının bilinmeyeni açıklama çabasından doğan güçlü bir efsane mi? Kesin cevap hala bilinmiyor.