Zonguldak’ın Karadeniz Ereğli ilçesinde, şehrin hemen yanı başında üç mağara bulunuyor. Bugün Cehennemağzı Mağaraları olarak bilinen bu yer yalnızca doğal bir mağara sistemi değil. Antik çağın mitleri, kehanet inanışları ve erken Hristiyanlık döneminden kalan izler burada aynı karanlığın içinde buluşuyor. Karadeniz Ereğli’nin antik çağdaki adı Herakleia Pontika idi. Cehennemağzı Mağaraları’nın bulunduğu bölge ise antik kaynak ve anlatılarda Akheron Vadisi ile ilişkilendiriliyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı kaynaklarında mağaraların antik dönemde kehanet mağaraları olarak da anıldığı belirtiliyor. Fakat burayı asıl ünlü yapan hikaye, Yunan mitolojisinin en büyük kahramanlarından Herakles ile başlıyor. Efsaneye göre Herakles’e birbirinden zor on iki görev verildi. Son görevlerinden biri ise diğerlerinden çok daha ürkütücüydü. Yaşayan hiçbir insanın gitmemesi gereken yere, Hades’in yönettiği Ölüler Ülkesi’ne inecek ve yeraltı dünyasının bekçisi Kerberos’u yeryüzüne çıkaracaktı.
Kerberos, mitolojide yeraltı dünyasının girişini koruyan üç başlı korkunç bir köpek olarak tasvir edilir. Görevi yalnızca yaşayanların içeri girmesini engellemek değildi. Aynı zamanda ölülerin Hades’in ülkesinden kaçmasına da izin vermiyordu. İşte Karadeniz Ereğli’deki Cehennemağzı Mağaraları, Herakles’in yeraltı dünyasına giriş yaptığı yerlerden biri olduğuna dair gelenekle ilişkilendirildi. Yerel resmi kaynaklarda Herakles’in Kerberos’u buradan yeryüzüne çıkardığına ilişkin mitolojik anlatı aktarılıyor. Bunun tarihsel bir olay değil, antik mitolojiye dayanan bir gelenek olduğunu özellikle belirtmek gerekiyor. Efsanenin daha da karanlık bir ayrıntısı var. Kerberos yeryüzüne çıkarıldığında gün ışığına dayanamaz Ağzından köpükler saçılır. Mitolojik anlatıya göre bu köpüklerin düştüğü topraklardan son derece zehirli akonit bitkisi yetişir. Böylece yalnızca mağara değil, mağaranın çevresindeki toprak bile Ölüler Ülkesi anlatısının bir parçasına dönüşür.
Fakat Cehennemağzı'nın hikayesi Herakles ile sona ermiyor. Bölgede birbirine yakın üç ayrı mağara bulunuyor ve her birinin farklı bir geçmişi var. Birinci mağara bugün Kilise Mağarası olarak biliniyor. Mağaranın içerisinde apsis, kandil yuvaları, sütunlar ve sütun başlıkları bulunuyor. Zeminde ise geometrik, bitkisel ve hayvansal motiflerden oluşan mozaik kalıntıları görülebiliyor. Resmi kaynaklara göre burası, Hristiyanlığın henüz Roma İmparatorluğu tarafından resmen kabul edilmediği dönemlerde ilk Hristiyanların gizli ibadet alanlarından biri olarak kullanılmıştı. Bu ayrıntı Cehennemağzı'nı olağanüstü ilginç hale getiriyor. Çünkü yüzyıllar önce insanların Hades’in dünyasına açılan bir geçitle ilişkilendirdiği karanlık mağaralarda, daha sonraki dönemlerde başka insanlar dua ediyordu. İnanç değişmişti. Ama mağaranın kutsallığı devam etmişti. İkinci mağara ise Herakles Mağarası olarak biliniyor. Yörede Koca Yusuf Mağarası adı da kullanılıyor. Dar bir girişten ulaşılan mağaranın yaklaşık 400 metrekarelik bir alanı kapladığı belirtiliyor. Burası özellikle Herakles ve Kerberos efsanesiyle özdeşleşmiş durumda.
Bugün elektrik ışıklarıyla birkaç saniyede girebildiğimiz bu karanlığı, iki bin yıl önce yaşayan bir insanın gözünden düşünmek gerekiyor. Elinde yalnızca bir meşale var. Önünde kayaların arasında gittikçe koyulaşan bir boşluk... Ve çocukluğundan beri kendisine, bu karanlığın ardında ölülerin dünyasının bulunduğu anlatılmış. O insan için burası yalnızca bir mağara değildi. Dünyalar arasındaki sınırdı. Üçüncü bölüm ise Ayazma Mağarası olarak biliniyor. Diğerlerinden daha geniş olan mağara iki büyük salondan oluşuyor ve salonlardan birinin tabanını su kaplıyor. Mağaranın geçmişte sarnıç olarak kullanıldığı ve bölgenin su ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olduğu belirtiliyor. Böylece birkaç yüz metrelik bir alan içerisinde inanılmaz bir tarih katmanı ortaya çıkıyor. Bir tarafta Herakles ve Kerberos... Bir tarafta antik dünyanın kehanet inanışları... Bir tarafta gizlice ibadet eden ilk Hristiyanlar... Diğer tarafta kutsal kabul edilen su ve yüzyıllar boyunca anlatılan yerel efsaneler. Üstelik Cehennemağzı çevresinde yalnızca antik mitler yaşamamış.
Yerel söylencelerden birinde şehir yöneticisinin kızının genç bir hizmetkara aşık olduğu anlatılır. İki genç birlikte kaçar ve mağaralara saklanır. Rivayete göre kızın babası onları bulamayınca ikisine beddua eder ve gençler mağaranın içerisinde taşa dönüşür. Elbette bu da tarihsel bir olay değil, mağaralar çevresinde kuşaktan kuşağa aktarılan halk anlatılarından biridir. Belki de Cehennemağzı'nın gerçek gizemi tam burada başlıyor. Çünkü buranın gerçekten cehenneme açılan bir kapı olduğuna ilişkin arkeolojik bir kanıt yok. Herakles’in buradan Hades’e indiği anlatısı mitolojinin dünyasına ait. Ama mağaraların kendisi gerçek. İçlerindeki antik izler gerçek. Kilise kalıntıları gerçek. Mozaikler gerçek. Ve insanların binlerce yıl boyunca bu karanlık mağaralara kutsal, ürkütücü ve doğaüstü anlamlar yüklemiş olması da gerçek. Belki Cehennemağzı'nın sırrı mağaranın sonunda ne olduğunda değil... İnsanların binlerce yıl boyunca o karanlığın sonunda ne olduğuna inandığında saklı. Bugün Karadeniz Ereğli’de sessizce duran bu mağaralar, bir zamanlar insanların zihninde yaşayanlarla ölülerin dünyası arasındaki sınırdı.