Roma İmparatoru Vespasian, iç savaşlarla sarsılmış ve mali açıdan tükenmiş bir imparatorluğun başına geçtiğinde, devlet hazinesinin neredeyse boş olduğunu ve ordunun, kamu yapılarının ve şehir düzeninin sürdürülebilmesi için acil gelir kaynaklarına ihtiyaç duyulduğunu fark etmişti. Bu nedenle onun yönetim anlayışı, aristokratik inceliklerden ziyade katı bir pragmatizme dayanıyordu ve halkın ya da senatonun yakışıksız bulabileceği kararları bile, eğer ekonomik olarak faydalıysa, uygulamaktan çekinmiyordu. Roma gibi devasa bir metropolde her gün tonlarca atık ortaya çıkıyor, fakat bu atıkların bazıları özellikle idrar sanıldığı kadar değersiz görülmüyordu. İdrarın içindeki amonyak, kumaş temizleme ve beyazlatma işinde kullanılan güçlü bir kimyasal maddeydi ve özellikle fullonica adı verilen çamaşırhaneler için vazgeçilmez bir hammaddeydi.
Roma sokaklarındaki kamusal tuvaletlerde toplanan idrar, özel kaplarda biriktirilir ve daha sonra bu çamaşırhanelere satılırdı. Vespasian, işte tam bu noktada devreye girerek, bu ticareti doğrudan devlet kontrolüne aldı ve idrarın toplanıp satılmasından elde edilen gelir üzerinden vergi uygulamaya başladı, böylece daha önce düzensiz ve özel girişimlerin kontrolünde olan bir yan ürünü, imparatorluk bütçesine düzenli gelir sağlayan bir kaynağa dönüştürdü. Halkın bir kısmı ve özellikle elit kesim, böylesine aşağı bir şeyden gelir elde edilmesini küçümserken, Vespasian için mesele ahlaki bir estetik değil, ekonomik zorunluluktu, zira Roma’nın ayakta kalması için paranın nereden geldiğinden çok, gelip gelmediği önemliydi.
Bu vergiye yönelik eleştiriler en çarpıcı şekilde, oğlu Titus’un tepkisinde somutlaşır. Antik tarihçi Suetonius’un aktardığı bir anekdota göre Titus, böylesine sıradan ve hatta tiksindirici bir kaynaktan vergi alınmasını imparatorluk onuruna yakıştıramaz ve bunu babasına ima eder, bunun üzerine Vespasian idrar vergisinden elde edilen bir parayı alıp oğlunun burnuna yaklaştırarak “Bir koku alıyor musun?” diye sorar, Titus hayır cevabını verdiğinde ise tarihe geçen o cümleyi söyler; “Pecunia non olet” yani “Para kokmaz.” Bu söz, yalnızca zekice bir cevap değil, aynı zamanda Roma’nın soğuk ve gerçekçi devlet aklının bir özeti niteliğindedir. Ekonomik değer, kaynağının duygusal çağrışımlarından bağımsızdır.
Vespasian’ın bu yaklaşımı, imparatorluğun mali yapısını istikrara kavuşturmasında önemli rol oynadı ve onun döneminde başlatılan birçok inşa projesi örneğin Kolezyum’un temelleri bu disiplinli mali politikaların sonucuydu. Dolayısıyla idrar vergisi basit bir tuhaflık hikayesi değil, kriz dönemlerinde devletlerin nasıl yaratıcı ve hatta alışılmadık gelir modellerine yöneldiğinin tarihsel bir örneğidir. Bugün hala Fransa’da kamusal tuvaletlere verilen vespasienne adının bu imparatora atıfla kullanılması, onun adının gündelik hayatın en sıradan alanlarına kadar sızdığını gösterirken, para kokmaz sözü de ekonomik gerçekçiliğin zamansız bir özdeyişi olarak yaşamaya devam etmektedir.