Vergi sistemi, kamu hizmetlerinin finansmanını sağlamak amacıyla oluşturulmuş olmakla birlikte, bu sistem içerisinde yapılan işlemlerin tamamının hatasız olduğunu söylemek mümkün değildir. Vergi daireleri tarafından gerçekleştirilen tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerinde zaman zaman maddi veya hukuki hatalar ortaya çıkabilmektedir. Bu hatalar bazen mükelleften gerçekte ödemesi gerekenden daha fazla vergi talep edilmesine, bazen de yanlış kişiye vergi borcu yüklenmesine neden olabilmektedir. Hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak mükelleflere bu tür hatalı işlemlere karşı çeşitli başvuru yolları tanınmıştır. Bunların başında ise Vergi Usul Kanunu'nda düzenlenen düzeltme ve şikâyet müessesesi gelmektedir.
Vergi hatalarının düzeltilmesi kurumu, mükellefin doğrudan dava açmasına gerek kalmadan idarenin kendi hatasını fark ederek düzeltmesine olanak tanıyan önemli bir idari başvuru yoludur. Amaç, açık ve belirgin hataların yargı aşamasına taşınmadan giderilmesi ve hem mükellefin hem de idarenin gereksiz yargılama masraflarından korunmasıdır. Ancak uygulamada birçok mükellef bu hakkın varlığından haberdar olmadığı için hatalı vergilendirme işlemlerine karşı zamanında başvuru yapamamaktadır.
Vergi Usul Kanunu'nun 116. maddesi vergi hatasını şu şekilde tanımlamaktadır; "Vergi hatası, vergiye müteallik hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız yere fazla veya eksik vergi istenmesi veya alınmasıdır."
Bu tanım, vergi hatalarının yalnızca mükellef aleyhine değil, idare aleyhine de ortaya çıkabileceğini göstermektedir. Ancak uygulamada uyuşmazlıkların büyük bölümü mükelleflerden fazla vergi talep edilmesinden kaynaklanmaktadır.
Vergi hataları genel olarak iki ana gruba ayrılmaktadır. Bunlardan ilki hesap hatalarıdır. Hesap hataları Vergi Usul Kanunu'nun 117. maddesinde düzenlenmiştir. Matrahın yanlış hesaplanması, vergi oranının hatalı uygulanması veya aynı verginin birden fazla kez tahakkuk ettirilmesi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Özellikle elektronik sistemler üzerinden yapılan işlemlerde ortaya çıkan mükerrer vergilendirme örnekleri uygulamada sıkça görülmektedir.
İkinci grup ise vergilendirme hatalarıdır. Vergi Usul Kanunu'nun 118. maddesine göre mükellefin şahsında hata, mükellefiyette hata, verginin konusunda hata ve vergilendirme döneminde hata yapılması vergilendirme hatası olarak kabul edilmektedir. Örneğin vergi borcunun yanlış kişiye yöneltilmesi, vergiye tabi olmayan bir işlemin vergilendirilmesi veya yanlış dönem için vergi tahakkuk ettirilmesi bu kapsamdaki uyuşmazlıklara örnek gösterilebilir.
Vergi hatasının varlığına inanan mükellef öncelikle ilgili vergi dairesine başvurarak düzeltme talebinde bulunabilir. Bu hak Vergi Usul Kanunu'nun 122. maddesinde düzenlenmiştir; "Mükellefler vergi muamelelerindeki hataların düzeltilmesini vergi dairesinden yazı ile isteyebilirler."
Başvuru sırasında hatanın ne olduğu, hangi işlemden kaynaklandığı ve neden düzeltilmesi gerektiği açık şekilde belirtilmelidir. Vergi dairesi başvuruyu inceleyerek talebi kabul edebilir veya reddedebilir. İdare tarafından yapılan inceleme sonucunda gerçekten bir vergi hatası bulunduğu anlaşılırsa gerekli düzeltme işlemleri gerçekleştirilir ve fazla tahsil edilen tutarlar mükellefe iade edilebilir.
Ancak her başvuru kabul edilmemektedir. Vergi dairesi düzeltme talebini reddedebilir ya da uzun süre herhangi bir cevap vermeyebilir. İşte bu noktada mükellefin önünde ikinci bir idari başvuru yolu bulunmaktadır. Vergi Usul Kanunu'nun 124. maddesinde düzenlenen şikâyet yolu sayesinde mükellef, vergi dairesinin kararını bir üst makam nezdinde inceletebilir.
Madde hükmü şu şekildedir; "Vergi mahkemesinde dava açma süresi geçtikten sonra yaptıkları düzeltme talepleri reddolunanlar şikâyet yolu ile Maliye Bakanlığına müracaat edebilirler."
Şikayet başvurusu, vergi dairesi kendi kararını yeniden değerlendirmesine imkân tanıyan önemli bir güvence mekanizmasıdır. Özellikle açık vergi hatalarının bulunduğu durumlarda bu yolun etkili sonuçlar doğurduğu görülmektedir.
Bununla birlikte idare tarafından yapılan değerlendirme sonucunda şikayet başvurusu da reddedilebilir. Bu durumda uyuşmazlık artık yargı aşamasına taşınmaktadır. Mükellef, ret kararının tebliğ edilmesinin ardından vergi mahkemesinde dava açarak işlemin hukuka uygunluğunu yargı denetimine taşıyabilir. Vergi Mahkemeleri yalnızca verginin miktarını değil, aynı zamanda işlemin dayanağını, tebligat sürecini, zamanaşımı durumunu ve idarenin yetkisini de incelemektedir.
Danıştay kararlarında da düzeltme ve şikayet yolunun kapsamı ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır. Yüksek Mahkeme'nin yerleşik yaklaşımına göre bu başvuru yolları daha çok açık ve belirgin vergi hatalarının düzeltilmesine yöneliktir. Vergi kanunlarının yorumlanmasını gerektiren veya verginin esasına ilişkin karmaşık hukuki uyuşmazlıklar ise çoğu zaman doğrudan dava konusu yapılmalıdır. Bu nedenle her vergi uyuşmazlığının düzeltme yoluna uygun olup olmadığı somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir.
Düzeltme ve şikayet yolu, vergi hukukunda mükellefi koruyan en önemli mekanizmalardan biridir. Vergi Usul Kanunu'nun 116. ile 126. maddeleri arasında düzenlenen bu sistem sayesinde mükellefler, açık vergi hatalarının idari aşamada giderilmesini talep edebilmekte ve gerektiğinde yargı yoluna başvurarak haklarını arayabilmektedir. Özellikle vergi borcu, ödeme emri, haciz veya fazla tahakkuk gibi işlemlerle karşılaşan mükelleflerin süreleri kaçırmadan hukuki durumlarını değerlendirmeleri ve hangi başvuru yolunun kullanılacağını doğru belirlemeleri büyük önem taşımaktadır.