Türk inanç sisteminin en eski dönemlerinde, özellikle Şamanik (Kamlık) anlayışın hakim olduğu çağlarda doğa, cansız maddelerden oluşan bir çevre olarak değil, ruhlarla dolu canlı bir varlık alanı olarak kabul edilirdi dağların, ırmakların, rüzgarın ve özellikle ağaçların birer ruh taşıdığına inanılırdı ve bu ruhlar hem koruyucu hem de cezalandırıcı olabilecek güçler olarak düşünülürdü. Ağaç ise bu kozmik düzen içinde özel bir yere sahipti çünkü göğe doğru yükselirken kökleriyle yeraltına uzanır, gövdesiyle yeryüzünde durur ve böylece üç alemi birbirine bağlayan bir eksen, bir hayat direği işlevi görürdü. Türk mitolojisindeki Hayat Ağacı (Dünya Ağacı) sembolü de tam olarak bu düşüncenin ifadesidir insanın kaderi, yaşamı ve soyunun devamı bu kozmik ağacın dallarında temsil edilir, hatta bazı anlatılarda insanların bu ağaçtan türediği ifade edilir.
İşte bu inanç zemini üzerinde düşünüldüğünde, tahtaya vurma adeti yalnızca bir alışkanlık değil, sözün ve kaderin korunması amacıyla yapılan sembolik bir çağrıdır çünkü eski Türk düşüncesinde söz sıradan bir iletişim aracı değil, enerjisi olan, kaderi etkileyebilen bir güç olarak kabul edilirdi ve kişi iyi bir şey söylediğinde, örneğin Çok şükür işlerim iyi gidiyor dediğinde, bu sözün kötü ruhlar ya da kıskanç enerjiler tarafından duyulup bozulabileceği düşünülürdü. Bu nedenle hemen tahtaya vurmak, o sözün etkisini ağaç ruhuna emanet etmek ve kötü varlıkların dikkatini dağıtmak anlamına gelirdi yani tahta burada hem bir aracı hem de bir koruma kalkanı işlevi görürdü.
Tahtaya vurma eyleminin kendisi de semboliktir vurma hareketi bir uyarı ya da dikkat dağıtma işlevi taşır ve aynı zamanda doğa ruhuna temas anlamı içerir. İnsan eliyle ağacın maddesine dokunmak, onunla bağ kurmak ve beni koru demek gibi bilinçaltı bir iletişim biçimidir. Bu yüzden bazı bölgelerde yalnızca vurmak değil, üç kez vurmak gibi tekrar eden hareketler görülür; üç sayısı Türk kozmolojisinde gök-yer-yeraltı üçlemesini temsil ettiği için bu tekrar da sembolik bir bütünlüğü ifade eder.
Zaman içinde Türklerin İslamiyet’i kabul etmesiyle birlikte bu tür eski ritüeller yeni dini anlayışla harmanlanmış, ancak tamamen kaybolmamıştır bugün Maşallah, nazar değmesin deyip tahtaya vurduğumuzda aslında hem nazar inancının hem de eski ağaç kültünün izlerini birlikte taşırız. Bu durum kültürel hafızanın nasıl katmanlı çalıştığını gösterir bir davranışın yüzeydeki anlamı değişse bile, derin yapısındaki sembolik kodlar yaşamaya devam eder.
Bugün modern insan tahtaya vurduğunda belki bilinçli olarak ağaç ruhunu çağırdığını düşünmez, fakat bu refleks kolektif bilinçaltında korunma arzusunun somutlaşmış halidir insan belirsizlikten korkar, iyi giden şeyin bozulmasından çekinir ve küçük bir fiziksel hareketle kaderi dengelediğine inanmak ister. Bu yönüyle tahtaya vurmak yalnızca bir folklor unsuru değil, insanın kontrol edemediği hayat karşısında kendine küçük bir güven alanı yaratma çabasıdır.
Özetle, Türk inançlarında başına bir şey gelmemesi için tahtaya vurma adeti eski Şamanik ağaç kültünden beslenen, sözün enerjisini korumaya yönelik sembolik bir ritüel olup, zaman içinde nazar inancı ve halk kültürüyle birleşerek günümüze kadar taşınmış, kökleri çok eskiye dayanan bir korunma davranışıdır ve biz farkında olmasak bile, her tahtaya vurma hareketi aslında binlerce yıllık bir kültürel hafızanın devamıdır.