Sümer yazıtları ile daha sonra ortaya çıkan dini metinler arasındaki benzerlikler, tarihçiler ve din araştırmacıları tarafından uzun zamandır incelenen bir konudur. Mezopotamya’da ortaya çıkan Sümer uygarlığı (MÖ yaklaşık 3000’ler) insanlık tarihinin ilk yazılı metinlerinden bazılarını üretmiş ve bu metinlerde geçen bazı hikayeler, daha sonraki kutsal metinlerde görülen anlatılarla dikkat çekici biçimde benzer temalar taşımıştır.
En çok dikkat çeken benzerliklerden biri büyük tufan hikayesidir. Sümer ve Akad geleneğinde yer alan Gılgamış Destanı ve ondan önceki Atrahasis anlatılarında tanrıların insanları yok etmek için büyük bir tufan göndermesi ve bir kişinin bir gemi yaparak canlıları kurtarması anlatılır. Bu hikaye, daha sonra Tevrat ve Kur’an’da anlatılan Nuh tufanı ile oldukça benzer unsurlar içerir. Her iki anlatıda da bir seçilmiş kişi, ilahi uyarı alır, bir gemi yapar ve tufandan sonra hayat yeniden başlar.
Bir diğer benzerlik insanın yaratılışı konusundadır. Sümer metinlerinde insanın tanrılara hizmet etmek için yaratıldığı anlatılır ve bazı metinlerde insanın toprak veya kil benzeri bir maddeden yaratıldığı ifade edilir. Benzer şekilde semavi dinlerde de insanın topraktan yaratıldığı anlatısı yer alır. Bu durum, Mezopotamya kültürünün daha sonraki dini anlatılar üzerinde etkili olmuş olabileceğini düşündüren önemli paralelliklerden biridir.
Cennet benzeri yerler ile ilgili anlatılar da dikkat çeker. Sümer mitolojisinde Dilmun adı verilen bir yer vardır. Burası hastalığın olmadığı, ölümün bulunmadığı kutsal bir bölge olarak tasvir edilir. Bu tasvir, daha sonra dini metinlerde anlatılan cennet kavramıyla bazı sembolik benzerlikler taşır.
Ayrıca Sümer metinlerinde bilgelik, yasak bilgi ve tanrısal düzen gibi temalar da bulunur. Tanrıların insanlara bilgi vermesi veya bazı bilgilerin yasak olması gibi fikirler, farklı biçimlerde daha sonraki dini anlatılarda da görülür. Bu tür temalar, insanlığın erken dönemlerinde ortaya çıkan ortak düşünsel kalıpların farklı kültürlerde yeniden şekillenmiş olabileceğini gösterir.
Ancak bu benzerlikler, Sümer yazıtlarının doğrudan kutsal metinlerin kaynağı olduğu anlamına gelmez. Daha çok Mezopotamya’nın, Yakın Doğu’daki birçok kültür ve inanç geleneği için erken bir anlatı ve sembol havuzu oluşturduğu düşünülür. Çünkü tarih boyunca toplumlar birbirlerinden etkilenmiş, hikayeler ve semboller kültürler arasında aktarılmış ve zamanla yeni dini ve kültürel sistemler içinde yeniden yorumlanmıştır.
Bu nedenle Sümer metinleri ile dini kitaplar arasındaki benzerlikler, insanlığın ortak hikaye anlatma geleneğini ve eski medeniyetlerin düşünce dünyasının sonraki inanç sistemleri üzerindeki olası etkilerini anlamak açısından oldukça önemli bir araştırma alanı olarak görülür.