Türk törelerinde oba düzeni, yalnızca kan bağıyla ayakta duran basit bir topluluk yapısı değil; aksine sözün, ahlakın, hafızanın ve adaletin kuşaktan kuşağa aktarıldığı yaşayan bir düzen olduğu için, bu düzenin merkezinde yer alan aksakallılar, bilgeler ve büyükler, sıradan yöneticilerden çok daha derin bir sorumluluk alanını temsil ederler ve onların varlığı, obanın yalnız bugününü değil yarınını da ayakta tutan görünmez bir omurga gibidir.
Aksakallı denildiğinde kastedilen yalnızca yaşı ilerlemiş bir kişi değildir; aksakallı, yaşadığı hayatın içinden süzülmüş tecrübeyi, sözünü tartarak konuşma erdemini ve en önemlisi kişisel çıkarla töreyi asla birbirine karıştırmama bilincini temsil eder, çünkü Türk töresinde bilgelik, çok şey bilmekten önce ne zaman susulacağını, ne zaman konuşulacağını ve hangi sözün obayı birleştirip hangisinin parçalayacağını bilmektir.
Bu büyüklerin temel görevlerinden biri adaleti sağlamak olsa da, törede adalet bugünkü anlamıyla kuru bir ceza sistemi değildir; adalet, denge kurma sanatıdır ve aksakallılar bir meseleye baktıklarında yalnızca kimin suçlu olduğuna değil, suçun hangi kırılmadan, hangi ihmalden ve hangi ihanet ya da yanlış anlamadan doğduğuna da bakarlar, çünkü amaç birini ezmek değil, bozulan düzeni onarmaktır.
Oba içinde çıkan anlaşmazlıklarda büyüklerin ilk refleksi cezalandırmak değil, dinlemektir; taraflar sözünü kesmeden anlatır, geçmişteki emekler, verilen sözler ve yapılan fedakarlıklar hatırlatılır, böylece kişi yalnız hatasını değil, hatasının obaya verdiği zararı da görmeye zorlanır ve bu yüzleşme, töreye göre çoğu zaman cezadan daha ağır ama daha öğretici bir sonuç doğurur.
Cezalandırma gerektiğinde ise töre son derece ölçülüdür; ani öfkeyle verilen, geri dönüşü olmayan kararlar ayıp sayılır, bu yüzden cezalar kişinin onurunu tamamen yok edecek şekilde değil, davranışını düzeltmeye yönelik olarak uygulanır; kimi zaman obadan geçici uzaklaştırma, kimi zaman söz hakkının kısıtlanması, kimi zaman da herkesin önünde hatanın kabul edilmesi istenir, çünkü törede utanç, doğru yerde ve doğru ölçüde kullanıldığında güçlü bir öğretmendir.
Ödüllendirme ise en az cezalandırma kadar önemlidir; aksakallılar yalnız hataları değil, fedakarlıkları, cesareti, sadakati ve sözünde durmayı da görürler ve bunu görünür kılmak törenin devamlılığı açısından hayati kabul edilir, çünkü iyi davranışın ödülsüz kalması, zamanla iyiliğin sıradanlaşmasına ve değersizleşmesine yol açar; bu nedenle bazen bir övgü sözü, bazen toyda baş köşeye oturtma, bazen de gençlere örnek gösterme gibi sembolik ama güçlü ödüller verilir.
Bilgelerin bir diğer önemli görevi hafızayı canlı tutmaktır; oba geçmişte hangi hataları yaptı, hangi kararlar obayı güçlendirdi, hangi düşmanlıklar nesiller boyu taşındı ve bunun bedeli ne oldu gibi soruların cevabı onların zihninde saklıdır ve bu hafıza, yeni nesillerin aynı yanlışlara düşmemesi için sürekli olarak sözle, hikayeyle ve öğütle aktarılır.
Törede büyüklerin yetkisi korkudan değil güvenden beslenir; insanlar onların önünde susarken korktukları için değil, sözlerinin ağırlığını bildikleri için susar, çünkü aksakallı haksız karar verirse yalnız bugünü değil, kendi adını ve soyunu da lekelemiş olur ve bu, töreye göre en ağır yüktür.
Sonuç olarak Türk törelerinde aksakallılar, bilgeler ve büyükler; adaletin sert yüzü değil, dengeli vicdanı, cezanın kör gücü değil, öğretici ağırlığı, ödülün gösterişi değil, değer hatırlatıcısıdır ve onların asıl görevi, obayı korkuyla değil, onurla ayakta tutmak, insanı insan yapan sınırları hatırlatmak ve düzenin yalnız kurallarla değil, bilgelikle de yaşadığını göstermektir.