Bazı cümleler vardır, insana tokat gibi çarpmaz da içten içe iz bırakır; “başarmak için bedel ödenir” sözü de tam olarak böyledir, çünkü bu cümle kulağa sert gelse bile gerçeği bağırarak değil, zamanla yaşatarak öğretir ve insan ancak geriye dönüp baktığında, kaybettiklerini bir defter gibi tek tek sayabildiğinde, aslında kazandıklarının hangi kapılardan geçtiğini fark eder. Başarmak denen şey, çoğu zaman vitrinlerde parlayan bir sonuç gibi sunulur; alkışlar, takdirler, etiketler, unvanlar ve dışarıdan bakıldığında “şans” diye adlandırılan o kolaycı kelime… Oysa perde arkasında, kimsenin görmek istemediği ama herkesin sezdiği bir alan vardır; uykusuz geceler, ertelenmiş hayaller, yarım kalmış sohbetler, kaçırılan anlar ve bazen de insanın kendi içinden sessizce vazgeçmek zorunda kaldığı bir eski benlik.
Bedel denilen şey sadece para değildir; asıl bedel zamandır, sabırdır, yalnızlıktır ve çoğu zaman da yanlış anlaşılmaktır, çünkü gerçekten bir şeyin peşinden giden insan, çevresine aynı hızda yürüyemez, geride bıraktıklarına “neden” anlatamaz ve ilerledikçe bazı bağların kendiliğinden gevşediğini, bazılarının ise sessizce koptuğunu görür. Başarmak isteyen kişi, konfor alanını terk etmek zorunda kaldığında, aslında sadece rahatını değil, alışkanlıklarını, eski korkularını ve bazen de başkalarının beklentilerini de geride bırakır; bu noktada ödenen bedel, başkalarını memnun etme ihtiyacından vazgeçmek olur ve bu, insanın kendi içinde verdiği en zor kararlardan biridir.
Çünkü toplum çoğu zaman sonucu alkışlar ama sürece sabır göstermez; “neden hala oradasın”, “bu kadar uğraşmaya değer mi”, “başkaları çoktan yaptı” gibi cümleler, başarının sessiz sınavlarıdır ve bu sınavlardan geçebilmek, dış sesleri kısmayı, iç sesi ise büyütmeyi gerektirir. Başarının bedeli bazen yalnız kalmaktır; kalabalıkların arasındayken bile anlaşılmadığını hissetmek, kimsenin senin yürüdüğün yolu tam olarak bilmemesi ve bu yüzden seni eksik ya da aşırı bulması, ama yine de yürümeye devam etmektir, çünkü durduğun an, aslında ödediğin tüm bedellerin boşa gitme ihtimaliyle yüzleşirsin.
Ve ilginçtir ki, en ağır bedeller genellikle en sessiz olanlardır; vazgeçilen bir tatil, ertelenen bir ilişki, yutulan bir öfke, bastırılan bir korku, kimseye anlatılmayan bir yorgunluk… Bunlar fatura gibi önüne konmaz ama insanın omuzlarında birikir ve tam da bu yüzden gerçek başarı, yalnızca hedefe ulaşmak değil, o yükle birlikte ayakta kalabilmektir. Sonunda başarı geldiğinde ise, çoğu kişi sadece sonucu görür; bedeli soran az olur, anlayan daha da az… Ama başaran kişi bilir ki, o noktaya gelmek için ödediği her bedel, onu sadece güçlü değil, aynı zamanda derin, sabırlı ve farkında biri haline getirmiştir.
Belki de asıl soru şudur: Başarmak mümkün mü? Evet. Ama bedel ödemeden mi? Hayır. Çünkü bedel ödemeyenler genellikle sonucu ister, yolculuğu değil; oysa gerçek başarı, yolun kendisinde insanı dönüştüren, şekillendiren ve sonunda “ben bunu yaşadım” dedirten o sessiz, ağır ama öğretici bedellerde saklıdır.