Bazı filmler izleyicisini büyük olaylarla değil, uzun sessizliklerle etkiler. Yönetmen Özcan Alper'in 2008 yılında çektiği Sonbahar, tam da bu filmlerden biridir. Türkiye sinemasının en güçlü dramatik yapımlarından biri olarak kabul edilen film, yalnızca bir karakterin hikayesini değil, zamanın, yalnızlığın, pişmanlığın ve kaybedilen yılların insan ruhunda bıraktığı derin izleri anlatır.
Filmin merkezinde, politik nedenlerle genç yaşta hapse giren ve yaklaşık on yıl cezaevinde kaldıktan sonra ağır bir hastalık nedeniyle tahliye edilen Yusuf bulunur. Özgürlüğüne kavuşmasına rağmen artık ne eski sağlığına ne de geçmiş hayatına dönebilir. Karadeniz'in sisli dağları arasındaki köyüne dönen Yusuf, annesiyle birlikte sessiz ve durağan bir yaşam sürmeye başlar. Ancak geçmişin yükü ve geleceğin belirsizliği onu sürekli içten içe tüketmektedir.
Yusuf'un yolu bir gün Gürcistan'dan gelen hayat kadını Eka ile kesişir. Farklı dünyalara ait görünen bu iki insan, birbirlerinde uzun zamandır eksikliğini hissettikleri sıcaklığı bulmaya çalışır. Aralarındaki ilişki büyük sözlerden çok bakışlarla, sessizliklerle ve küçük anlarla ilerler. Film, aşkı romantik bir masal olarak değil, hayata tutunmaya çalışan iki yalnız insanın kırılgan yakınlaşması olarak ele alır.
Sonbahar, politik bir geçmişe sahip olmasına rağmen bunu sloganlarla anlatmaz. Cezaevinin insan üzerinde bıraktığı fiziksel ve psikolojik etkileri, bireyin topluma yabancılaşmasını ve zamanın geri döndürülemez oluşunu sade bir anlatımla hissettirir. Bu yönüyle film, politik sinema ile kişisel dram arasında güçlü bir denge kurar.
Karadeniz'in yağmurlu ormanları, sisle kaplı dağları ve sonbaharın solgun renkleri filmin adeta görünmez karakterlerinden biridir. Doğa yalnızca bir fon değildir. Yusuf'un ruh halini yansıtan sessiz bir anlatıcıya dönüşür. Sararan yapraklar, boş yollar ve gri gökyüzü, filmin melankolik atmosferini güçlendirerek izleyiciyi karakterin iç dünyasına yaklaştırır.
Oyunculuk performansları da filmin en güçlü yanlarından biridir. Onur Saylak'ın canlandırdığı Yusuf, çok az konuşmasına rağmen bakışları ve beden diliyle derin bir duygu aktarımı sağlar. Megi Kobaladze'nin Eka karakteri ise güçlü görünmeye çalışan ama kendi yalnızlığını da taşıyan bir kadının kırılganlığını başarıyla yansıtır.
Film, uluslararası festivallerde büyük ilgi görmüş, Locarno Film Festivali başta olmak üzere birçok festivalde gösterilmiş ve çeşitli ödüller kazanmıştır. Görüntü yönetimi, atmosferi ve şiirsel anlatımı özellikle eleştirmenlerden övgü almıştır. Sonbahar, yalnızca eleştirmenlerden değil, ulusal ve uluslararası film festivallerinden de büyük övgü toplamış bir yapımdır. Film, gösterime girdiği dönemde birçok prestijli festivalde ödüller kazanmış, özellikle yönetmenliği, görüntü yönetimi, oyunculukları ve şiirsel anlatımıyla dikkat çekmiştir. 15. Adana Altın Koza Film Festivali'nde En İyi Film, Jüri Özel Ödülü ve Megi Kobaladze'ye verilen En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödüllerini kazanmıştır. Ankara Uluslararası Film Festivali'nde ise En İyi Film, En İyi Yönetmen (Özcan Alper), En İyi Görüntü Yönetmeni (Feza Çaldıran), En İyi Kurgu (Thomas Balkenhol) ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödüllerine layık görülmüştür. Uluslararası alanda da başarı yakalayan film, Antalya Avrasya Film Festivali'nde NETPAC Ödülü, Locarno Uluslararası Film Festivali'nde C.I.C.A.E. Ödülü, Sofya Uluslararası Film Festivali'nde En İyi Yönetmen, Erivan Altın Kayısı Uluslararası Film Festivali'nde FIPRESCI ve Jüri Özel Ödülü, Tiflis Uluslararası Film Festivali'nde ise Silver Prometheus – En İyi Yönetmen ödülünü kazanmıştır. Ayrıca SİYAD Ödülleri'nde En İyi Film, En İyi Senaryo, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Görüntü Yönetimi dallarında ödüllere ulaşırken, Yeşilçam Ödülleri'nde Onur Saylak'a En İyi Erkek Oyuncu, Angers Avrupa İlk Film Festivali'nde ise En İyi Film Müziği ödülü verilmiştir. Bunun yanında Avrupa Film Ödülleri'nde European Discovery kategorisinde aday gösterilmiş ve Locarno Film Festivali'nde Altın Leopar için yarışarak dünya sinema çevrelerinde de adından söz ettirmeyi başarmıştır.
Sonbahar, hızlı akan olay örgüsüne alışkın izleyiciler için sabır isteyen bir film olabilir. Ancak sessizliklerin de bir dili olduğunu gösteren yapımlardan biridir. Kaybedilen gençlik, özgürlük, umut ve zaman üzerine düşündüren bu film, bittiğinde uzun süre etkisini koruyan, Türk sinemasının en özel eserlerinden biri olarak hafızalarda yer edinmiştir.