Antik Yunan felsefesinin en etkili isimlerinden biri olarak kabul edilen Sokrates, yalnızca yaşadığı dönemin düşünce dünyasını değiştirmekle kalmamış, aynı zamanda kendisinden sonra gelen binlerce yıllık felsefe geleneğinin de temel taşlarından biri haline gelmiştir. MÖ 469 yılında Atina'da dünyaya geldiği kabul edilen Sokrates, yazılı hiçbir eser bırakmamış olmasına rağmen öğrencileri tarafından aktarılan fikirleri sayesinde insanlık tarihinin en çok tanınan filozoflarından biri olmuştur. Onun düşünceleri özellikle öğrencisi Platon'un diyalogları ve tarihçi Ksenophon'un eserleri aracılığıyla günümüze ulaşmış, daha sonraki dönemlerde Aristoteles başta olmak üzere sayısız filozof tarafından yorumlanmış ve geliştirilmiştir. Sokrates'in yaşadığı dönem, Atina'nın hem siyasi hem de kültürel açıdan büyük değişimler geçirdiği bir zamana denk gelmiştir. Demokrasi anlayışının gelişmeye başladığı, sanatın, tiyatronun ve bilimin hızla ilerlediği bu dönemde insanlar doğayı, evreni ve toplumu anlamaya çalışırken, Sokrates dikkatini doğadan çok insanın kendisine çevirmiştir. Ona göre yıldızların hareketlerini ya da dünyanın yapısını öğrenmek önemli olsa da insanın önce kendisini tanıması ve nasıl erdemli yaşayacağını sorgulaması çok daha değerliydi.
Sokrates'in en temel ilkelerinden biri, gerçek bilgeliğin insanın kendi bilgisizliğini fark etmesiyle başladığı düşüncesidir. Ona atfedilen Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir. sözü, mutlak bilgiye sahip olduğunu iddia eden insanların aksine sürekli öğrenmeye açık olmayı ve zihinsel alçakgönüllülüğü simgeler. Her ne kadar bu ifade Platon'un eserlerinde bu biçimiyle yer almasa da, Sokrates'in yaklaşımını özetleyen en tanınmış sözlerden biri haline gelmiştir. Filozof, Atina sokaklarında dolaşarak tüccarlar, askerler, devlet adamları, şairler ve sıradan vatandaşlarla uzun sohbetler yapar, onlara ardı ardına sorular yönelterek düşüncelerindeki çelişkileri ortaya çıkarmaya çalışırdı. Günümüzde Sokratik yöntem veya Sokratik sorgulama olarak bilinen bu yaklaşım, doğrudan cevap vermek yerine sorular aracılığıyla kişinin kendi düşüncelerini incelemesini sağlamayı amaçlar. Sokrates'e göre gerçek bilgi, başkasından ezberlenen hazır cevaplarda değil, sorgulama sürecinin sonunda kişinin kendi aklıyla ulaştığı sonuçlarda bulunurdu.
Onun sıkça üzerinde durduğu kavramların başında erdem geliyordu. Sokrates, erdemli davranışın öğrenilebilir olduğuna ve insanın gerçekten doğru olanı bildiğinde bilerek kötülük yapmayacağına inanıyordu. Bu nedenle ona göre ahlaki hataların temelinde kötü niyetten çok bilgisizlik yatıyordu. İnsanlar çoğu zaman yanlışın doğru olduğunu düşündükleri için kötü seçimler yapıyor, gerçek bilgiye ulaştıklarında ise daha doğru davranışlar sergileyebiliyorlardı. Sokrates'in yaşam tarzı da öğretileri kadar dikkat çekiciydi. Gösterişli kıyafetlerden, lüksten ve maddi zenginlikten uzak duran filozof, sade bir yaşam sürmeyi tercih etmişti. Kaynaklarda çoğu zaman yalın ayak dolaştığı, aynı giysiyi uzun süre kullandığı ve sahip olduklarından çok düşüncelerine değer verdiği anlatılır. Onun için insanın karakteri, sahip olduğu servetten çok daha önemliydi.
Atina'da birçok genç, Sokrates'in etrafında toplanarak onun tartışmalarını dinlemeye başlamıştı. Bu gençler arasında daha sonra Batı felsefesinin en büyük isimlerinden biri olacak Platon da bulunuyordu. Sokrates'in sorgulayıcı yaklaşımı, gençlerin gelenekleri ve otoriteyi eleştirel biçimde değerlendirmesine katkı sağlarken, bazı siyasetçiler ve muhafazakar çevreler tarafından toplum düzenini bozabilecek bir etki olarak görülmeye başlandı. MÖ 399 yılında Sokrates, gençleri yoldan çıkarmak ve şehrin tanrılarına inanmamak yeni ilahi inançlar ortaya atmak suçlamalarıyla Atina mahkemesinde yargılandı. Bu suçlamaların arkasında yalnızca dini gerekçelerin değil, dönemin siyasi atmosferinin ve filozofun etkili sorgulayıcı tavrının da rol oynadığı düşünülmektedir. Mahkeme sonunda jüri, onu suçlu bularak ölüm cezasına çarptırdı
Sokrates'in öğrencileri, onun hapisten kaçırılması için çeşitli planlar hazırlamış olsa da filozof bu teklifleri kabul etmedi. Ona göre bir vatandaş adaletsiz olduğunu düşünse bile yürürlükteki yasaları tamamen görmezden gelerek kendi ilkelerini çiğnememeliydi. Yaşamı boyunca savunduğu düşüncelere sadık kalmayı seçen Sokrates, kararından vazgeçmedi ve cezasını kabul etti. Antik kaynaklara göre Sokrates, ölüm cezasının infazı sırasında baldıran otu zehri içerek yaşamını yitirdi. Platon'un Phaidon adlı diyalogunda anlatıldığı üzere son anlarında öğrencileriyle ruhun ölümsüzlüğü, erdem ve bilgelik üzerine konuşmayı sürdürmüş, korku yerine sakinlik ve düşünsel tutarlılık sergilemiştir. Bu anlatım, felsefe tarihinin en etkileyici ölüm sahnelerinden biri olarak kabul edilir.
Sokrates'in Kendini tanı. anlayışı, Antik Yunan'da özelikle Delphi Tapınağı ile ilişkilendirilen ünlü öğüdü kendi felsefesinin merkezine yerleştirmesiyle daha da önem kazanmıştır. Ona göre insan, başkalarını eleştirmeden önce kendi karakterini, arzularını, korkularını ve önyargılarını anlamalıydı. Gerçek bilgelik, dış dünyayı fethetmekten önce insanın kendi iç dünyasını keşfetmesiyle başlardı. Bugün eğitim bilimlerinden psikolojiye, hukuktan etik tartışmalarına kadar birçok alanda kullanılan eleştirel düşünme ve sorgulama yöntemlerinin kökeninde Sokrates'in yaklaşımı görülmektedir. Onun soru sormaya dayalı yöntemi, yalnızca doğru cevabı bulmayı değil doğru soruları sorabilmeyi de bir bilgelik göstergesi olarak kabul eder. Bu nedenle Sokrates, yalnızca Antik Yunan'ın büyük filozoflarından biri değil, düşünce özgürlüğünün, entelektüel dürüstlüğün ve yaşam boyu öğrenmenin evrensel sembollerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Aradan geçen yaklaşık iki bin beş yüz yıla rağmen adı felsefe tarihinin en güçlü ve en ilham verici figürleri arasında yer almakta, insanı kendisini ve dünyayı sorgulamaya davet eden mirası yaşamaya devam etmektedir.