Sevmiyorum; Cümlesinin Psikolojik Anlamı [ 16 Ocak 2026 ]


Sevmiyorum; Cümlesinin Psikolojik Anlamı

İnsan zihni, sevgi gibi güçlü ve kontrol edilmesi zor bir duyguyla karşılaştığında, özellikle geçmiş deneyimlerinde sevmenin ona acı, hayal kırıklığı, terk edilme ya da değersizlik hissettirdiği anılar varsa, kendini koruyabilmek adına oldukça karmaşık savunma yolları geliştirebilir ve bu savunmalardan biri de, aslında var olan sevgiyi inkar ederek “ben sevmiyorum” düşüncesini bilinçli ya da bilinçdışı şekilde üretmektir. Bu noktada manipülasyon başkasına değil, doğrudan kişinin kendi zihnine yöneliktir; çünkü beyin, duyguların yarattığı yoğunluğu taşımakta zorlandığında, mantığı devreye sokarak sevgiyi küçümser, gerekçeler üretir, karşı tarafın kusurlarını abartır ya da ilişkinin neden mümkün olmadığını defalarca kendine anlatır ve bütün bunları yaparken temel amacı, kalbin hissettiği bağı koparmak değil, o bağın yaratacağı acıyı kontrol altına almaktır.

Kişi zamanla bu içsel anlatıya o kadar çok inanır ki, gerçekten sevmediğini düşünmeye başlar; oysa beden tepkileri, kıskançlık, özlem, merak, zihnin sürekli o kişiye dönmesi gibi işaretler, bastırılan duygunun hala canlı olduğunu ele verir ve bu çelişki, beynin duygularla mantık arasında gidip gelmesine, yani bilişsel bir savaşa dönüşür. Burada “sevmiyorum” cümlesi çoğu zaman bir gerçeklik tespiti değil, bir korunma cümlesidir; çünkü sevdiğini kabul etmek, aynı zamanda incinme ihtimalini, bağımlılığı, kontrol kaybını ve duygusal çıplaklığı da kabul etmek anlamına gelir ve herkes bu cesareti gösterecek psikolojik güvene sahip olmayabilir.

Bu nedenle kişi, sevgiyi reddettikçe rahatladığını zanneder ama aslında sadece duyguyu bilinçaltına iter; sevgi ortadan kaybolmaz, yalnızca şekil değiştirir, bazen öfke olarak, bazen soğukluk olarak, bazen de “hiçbir şey hissetmiyorum” boşluğu olarak ortaya çıkar ve kişi farkında olmadan kendi duygusal gerçekliğinden uzaklaşır. Özetle, insan severken sevmiyorum diye kendini kandırabilir, evet; fakat bu kandırma bir zayıflık değil, çoğu zaman geçmiş yaraların, korkuların ve kendini koruma ihtiyacının sessiz bir sonucudur ve bu durum çözülmediği sürece, kişi ne duygularıyla tam temas kurabilir ne de gerçekten özgür hissedebilir.