İnsan çoğu zaman bir ilişkiye girerken sevilmek ister, anlaşılmak ister, yanında biri olsun ister ama fark etmeden yaptığı en büyük şey, kendini korumaya alarak sevmeye çalışmaktır çünkü geçmişte kırılmıştır, yanlış anlaşılmıştır, değeri görülmemiştir ve bu yüzden kalbini açmak yerine kontrollü açmayı öğrenmiştir, cümlelerini ölçerek kurar, duygularını yarım bırakır, çok belli etmeyeyim diye sevdiğini bile eksik yaşar ve sonra bir gün durup düşünür ben gerçekten seviyor muyum, yoksa sadece incinmemek için seviyor gibi mi yapıyorum.
Güvenmek ister ama tamamen güvenemez, çünkü güvenmek onun için bir teslimiyet değil, bir risktir artık düşünür ama sadece bugünü değil olabilecek en kötü ihtimalleri de düşünür, çünkü zihni sürekli bir alarm halindedir ve bu da sevginin doğallığını alır götürür, geriye sadece kontrollü bir yakınlık kalır. Duygusal ve mental destek bekler ama bunu açıkça dile getirmekten çekinir, çünkü birine ihtiyaç duymak onun gözünde zayıflık gibi kodlanmıştır ve bu yüzden güçlü görünmeye çalışırken aslında en çok desteğe ihtiyaç duyduğu yerde susar. Sevildiğini hissetmek ister ama gelen sevgiyi sorgular, gerçek mi, ne zamana kadar diye içten içe kendini geri çeker, güçlü ve düzenli bir ilişki ister ama düzensiz düşüncelerle o düzeni kendi içinde bozar, çünkü insanın içi karışıksa, en sağlam ilişki bile içeride fırtına gibi hissedilir. Ön yargısız konuşmak ister ama kelimeler boğazına takılır, açık olmak ister ama açık olmanın getireceği kırılganlıktan korkar ve böylece en çok ihtiyaç duyduğu şeyi, yani gerçek iletişimi kendi elleriyle erteler.
Sağlıklı sevmek ister ama nasıl olduğunu bilmez çünkü ona öğretilen sevgi ya fazla fedakarlıktır ya da tamamen geri çekilmektir, ortasını hiç öğrenmemiştir. Karşısındaki insana hayranlık duyar ama bunu bile belli etmekten çekinir, çünkü birine hayran olmak, ona bir alan açmak demektir ve o alanın bir gün boş kalma ihtimali onu korkutur. En garibi de şudur ki insan bazen en çok kaçtığı şeye hayranlık duyar, çünkü kaçtığı şey aslında onun olmak istediği haldir, cesaret edemediği versiyonudur. Hayatı paylaşmak ister ama tam anlamıyla dahil olamaz, çünkü hep bir parçasını geri tutar, hep bir çıkış kapısı bırakır kendine, ya bir şey olursa ihtimaliyle yaşar ve bu ihtimal yüzünden yaşaması gereken birçok şeyi hiç yaşayamaz. Birlikteyken bile kendini korumaya almak, aslında görünmeyen bir mesafe yaratır aynı yerde olursun ama aynı duyguda olamazsın aynı anda gülersin ama aynı derinlikte hissedemezsin.
Ve en sonunda şu gerçekle yüzleşir insan anlık hareket ettiğini sanırken aslında geçmişinin refleksleriyle yaşıyordur, seçim yaptığını sanırken aslında korkularının yönlendirdiği bir rotada ilerliyordur ve en acısı da şudur ki, kaybettiği şey çoğu zaman karşısındaki insan değil, o insanla yaşayabileceği ihtimallerin tamamıdır. Çünkü sevgi, kendini koruyarak yaşanmaz sevgi, risk almayı göze alabildiğin yerde başlar.