Sessiz Bir Hayır; Enerjini Kesmenin İyileştirici Gücü [ 20 Ocak 2026 ]


Sessiz Bir Hayır; Enerjini Kesmenin İyileştirici Gücü

İnsanın bir başkasına enerjisini vermesi çoğu zaman bilinçli bir karar gibi görünmez; daha çok iyi niyetin, anlayışın, empatiyle genişlemiş bir kalbin doğal bir refleksi olarak ortaya çıkar ve kişi çoğu zaman ne verdiğinin farkına bile varmadan, zamanını, dikkatini, sabrını, duygusal varlığını ve hatta kendi iç sesini yavaş yavaş karşısındaki insanın etrafında dönen bir uyduya dönüştürür. Başlangıçta bu akış rahatsız etmez, çünkü insan verdiği enerjinin bir gün yankı bulacağına, bir bakışta, bir cümlede, bir davranışta kendisine geri döneceğine inanmak ister; fakat zaman ilerledikçe, bu alışverişin aslında tek yönlü bir yola dönüştüğü fark edilir ve kişi konuşurken anlaşılmadığını, yorulduğunda dinlenemediğini, düştüğünde tutulmadığını, sevdiğinde karşılık bulamadığını derin bir sessizlikle hissetmeye başlar.

Enerji alamamak yalnızca yorgunluk değildir; bu durum insanın iç dengesini bozan, zihnini bulanıklaştıran, kalbini sürekli bir “acaba ben mi eksiğim” sorusuna mahkum eden görünmez bir aşınmadır ve en tehlikeli tarafı da, insanın bu eksilmeyi normalleştirmesidir. Bir noktadan sonra kişi, sürekli veren ama hiç dolmayan bir kaynağa dönüştüğünü fark eder; ne kadar anlatsa da anlaşılmayan, ne kadar fedakarlık yapsa da yeterli görülmeyen, ne kadar sabretse de karşılığında aynı özeni bulamayan biri haline gelir. İşte tam da bu noktada enerji kesme fikri belirir, fakat bu fikir çoğu zaman suçlulukla, bencillik korkusuyla, “ya karşımdakini yaralarsam” endişesiyle bastırılmaya çalışılır; oysa enerji kesmek bir cezalandırma değildir, bir intikam hamlesi hiç değildir, aksine kişinin kendi sınırlarını ilk kez ciddiye alması, kendine “ben de varım” demesidir.

Enerjini kesmek, bağırmak ya da kapıları sertçe çarpmak anlamına gelmez; bazen daha az anlatmak, daha az açıklamak, daha az beklemek, daha az taşımak demektir. Bazen karşı tarafın duygusal yükünü sırtından indirmek, onun sorumluluğunu ona iade etmek ve kendi iç alanını yeniden düzenlemek demektir. İnsan enerjisini kestiğinde, aslında başkasını değil, kendini kurtarmaya başlar. Bu süreçte en zor olan şey, alışılmış rolü bırakmaktır; çünkü sürekli veren kişi, çoğu zaman sevilmeyi vermekle eşitlemiştir ve vermediğinde değersiz kalacağını zanneder. Oysa gerçek bağlar, tek taraflı tükenişler üzerine kurulmaz; gerçek bağlar, iki tarafın da zaman zaman yorulabildiği, durabildiği, geri çekilebildiği ve buna rağmen bağın kopmadığı yerlerde var olur.

Enerjini kesmek, iç sesini yeniden duymaya başladığın andır; bedeninin neden ağırlaştığını, zihninin neden dağıldığını, kalbinin neden sürekli tetikte olduğunu anlamaya başladığın bir uyanıştır. Bu uyanış, insanı yalnızlaştırmaz, tam tersine daha sahici ilişkilerin kapısını aralar; çünkü artık kişi, yalnızca gerçekten besleyen, büyüten ve karşılıklı akışı olan bağlara alan açar. Sonunda insan şunu fark eder: Enerji, sınırsız bir kaynak değildir ve herkesin taşıyabileceği bir yükü, verebileceği bir alanı vardır. Kendini sürekli eksilten bir bağda kalmak sadakat değil, kendine ihmal; enerjini korumak ise bencillik değil, ruhsal bir öz savunmadır. Ve bazen en sağlıklı karar, sevgiyle ama net bir şekilde geri çekilmek, enerjini artık seni beslemeyen yerlerden çekip, yeniden kendine yöneltmektir.

Bu bir kopuş değil, bir toparlanmadır; bir vazgeçiş değil, bir hatırlayıştır: Sen de enerjiyi hak ediyorsun.