Bazı konuşmalar vardır… sen onları sadece söylemezsin, içinden koparıp verirsin kelimeler dudaklarından değil, yaşanmışlıkların ağır tortusundan süzülerek çıkar, her cümlenin içinde biraz kırgınlık, biraz umut, biraz da anlaşılma arzusu vardır. Ve sen karşındaki insanın seni duyduğunu sanırsın, gözlerinin içine bakarak başını salladığını gördüğünde anladı dersin, nihayet hissettiklerim birine ulaştı diye içinden sessizce rahat bir nefes alırsın. Ama zaman geçer ve fark edersin ki aslında duyulan sen değilsindir sadece sesin, sadece kelimelerinin yüzeyidir çünkü bazı insanlar seni dinlemez, sadece kendi içlerinde zaten hazır olan anlamlara senin cümlelerinden parça parça toplarlar. Sen bir hikaye anlatırsın onlar içinden sadece işlerine gelen cümleyi seçer sen bir duygu paylaşırsın, onlar o duygunun sadece kendilerine dokunan kısmını alır geri kalan her şey, senin asıl anlatmak istediğin o derin katman, sessizce yok olur.
İşte en büyük yanılgı da burada başlar. Sen anlaşılmış olmanın huzurunu yaşarken, aslında yanlış anlaşılmanın en ince halinin içine düşmüşsündür. Çünkü yanlış anlaşılmak bazen açık bir çarpıtma değildir bazen sadece eksik anlaşılmaktır ve eksik anlaşılmak, insanın içinde garip bir boşluk bırakır anlatmışsındır ama anlatamamış gibi hissedersin, konuşmuşsundur ama sanki hiç konuşmamışsın gibi bir sessizlik çöker içine. Çünkü herkes, duyduğu şeyi değil duymaya hazır olduğu şeyi kabul eder. Zihin, bir süzgeç gibidir gerçekleri olduğu gibi değil, kendi inançlarına, korkularına, beklentilerine göre şekillendirerek içeri alır ve çoğu zaman senin kelimelerin, onların dünyasına girerken değişir, bükülür sadeleşir hatta bazen tamamen başka bir anlama dönüşür.
Ve sen bir gün, aynı konunun tekrar açıldığını duyarsın. Aynı cümleleri yeniden kurarsın belki, biraz daha açık, biraz daha net, biraz daha içini vererek ama yine aynı şey olur. Çünkü mesele senin ne kadar iyi anlattığın değildir. Mesele, karşı tarafın ne kadar gerçekten dinlediğidir. İşte o an, insanın içinde ince bir kırılma oluşur. Çünkü fark edersin ki bazı insanlar seni anlamak için değil, kendilerini doğrulamak için dinler sen konuşurken bile aslında cevaplarını hazırlıyorlardır, seni duymak için değil, kendi bildiklerini yeniden duymak için oradadırlar.
Ve belki de en acı olanı şudur. Sen, seni anladıklarını sanarak yıllarını verirsin duygularını, düşüncelerini, hatta bazen sessizliğini bile paylaşarak bir bağ kurduğunu zannedersin ama bir gün aniden fark edersin ki o bağ, iki yönlü değilmiş sen anlatmışsın, onlar seçmiş sen açılmışsın, onlar sadece işlerine gelen kadarını içeri almış. İnsan o zaman şunu sorgulamaya başlar. Gerçekten anlatamadım mı yoksa hiç dinlenmedim mi?
Ve cevap çoğu zaman ikincisidir. Çünkü bazı kulaklar, duymak için değil filtrelemek için vardır. Ama belki de asıl öğrenilmesi gereken şey şudur Herkese kendini anlatmak zorunda değilsin. Çünkü seni gerçekten dinleyen biri, sadece kelimelerini değil suskunluklarını bile duyar… Ve seni gerçekten anlamak isteyen biri, senin söylediklerini kendi dünyasına uydurmaz. Kendi dünyasını, seni anlayacak kadar genişletir…