Seçilmiş Bir Yalnızlık [ 18 Ocak 2026 ]


Seçilmiş Bir Yalnızlık

İnsan sevmeyen, kalabalıklardan bilinçli olarak uzak duran ve kendiyle yalnız yaşamayı seçen insan halleri, çoğu zaman yanlış anlaşılır; oysa bu hal, soğukluk ya da kibirden çok, dünyanın gürültüsüne karşı geliştirilmiş sessiz bir savunma biçimidir ve bu insanlar, başkalarından kaçmaktan ziyade, kendilerine yaklaşmayı tercih ederler. Bu insan tipi, sohbetlerin yüzeyinde dolaşan kelimelerden yorulmuştur; herkesin konuştuğu ama kimsenin gerçekten dinlemediği anlarda, kelimelerin içinin nasıl boşaldığını görmüş, kalabalıkların içinde çoğalmak yerine tek başınayken derinleşmeyi öğrenmiştir. İnsan sevmemek, onlar için bir nefret biçimi değildir; aksine, gereksiz bağlardan, sahte yakınlıklardan ve zoraki duygusal alışverişlerden bilinçli bir çekiliştir ve bu çekiliş, ruhu korumanın sessiz bir yoludur.

Kendiyle yalnız yaşamayı isteyen insan, iç dünyasını bir ev gibi düzenler; bazı odalar geçmişle doludur, bazı köşelerde suskunluk birikir, bazı pencereler ise dışarıyı izlemek içindir ama kapılar her zaman açık tutulmaz. Çünkü bu insan bilir ki herkes içeri girdiğinde ev dağılır, her ses huzur getirmez ve her yakınlık samimiyet anlamına gelmez. Yalnızlık, burada bir eksiklik değil, seçilmiş bir düzendir; insanın kendi ritmini bozmadan yaşayabilmesi için kurulmuş hassas bir denge halidir. Bu halin ardında çoğu zaman derin bir gözlem gücü yatar; insan sevmeyen insan, insanı çok iyi tanıdığı için geri çekilmiştir, davranışlardaki tekrarları, sözlerle eylemler arasındaki uyumsuzlukları, ilgilerin ne kadar hızlı çıkar hesaplarına dönüştüğünü görmüş ve bu yüzden mesafeyi bir bilgelik alanı olarak benimsemiştir. O, insanlardan kopuk değildir; sadece herkese dokunmanın, herkesi içeri almanın bedelini öğrenmiştir.

Kendiyle yaşayan insan, sessizliğin dilini konuşur; kalabalıkların içinde kaybolan anlamı, tek başınayken bulur, düşüncelerini başkalarına anlatmak zorunda kalmadan taşımayı öğrenir ve bu durum zamanla bir yalnızlık korkusu değil, yalnızlık ustalığına dönüşür. Onun için gün, başkalarının beklentileriyle değil, kendi iç ritmiyle başlar; ilişkiler azdır ama seçilidir, konuşmalar kısa ama yoğundur, bağlar seyrektir ama gerçektir. Toplum bu hali çoğu zaman eksiklik gibi görür; oysa insan sevmeyen insan, kalabalıklar içinde kaybolmamak için kendini seçmiştir ve bu seçim, kaçıştan çok farkındalığın ürünüdür. Çünkü bazı insanlar, dünyayı daha net görebilmek için biraz geri çekilmeyi, başkalarını daha doğru anlayabilmek için sessiz kalmayı ve en önemlisi, kendini kaybetmemek için yalnız kalmayı öğrenmiştir.

Bu yüzden bu insanlar sessizdir ama boş değildir; yalnızdır ama eksik değildir; uzak görünür ama iç dünyaları kalabalıklardan daha derindir. Onlar için yalnızlık, insanlardan vazgeçmek değil, kendinden vazgeçmemek anlamına gelir.