Savrulmak mı, Dayanmak mı; Gücün Yanlış Anlaşılan Hali [ 26 Ocak 2026 ]


Savrulmak mı, Dayanmak mı; Gücün Yanlış Anlaşılan Hali

Rüzgarda savrulan insanlar, dışarıdan bakıldığında yönsüz, kararsız, köksüz ve kolay etkilenir gibi görünür; sanki hayatın sert esintileri karşısında dimdik duramayan, her gelen fikirle, her yeni duygu dalgasıyla yön değiştiren, iradesi zayıf bireylermiş gibi etiketlenirler, oysa bu bakış, insan psikolojisinin en yüzeyde kalan ve en kolaycı yorumlarından biridir. Çünkü rüzgarda savrulmak her zaman güçsüzlükten doğmaz; bazen bu, fazlasıyla hisseden, fazlasıyla düşünen, çevresindeki en küçük değişimi bile fark eden ve hayatı donuk kalıplar yerine canlı bir organizma gibi algılayan insanların kaçınılmaz halidir. Sert kayalar yerinden oynamaz ama ne hisseder ne de öğrenir; savrulan ise her darbenin yönünü, her temasın ağırlığını, her değişimin sesini bedeninde ve zihninde taşır.

Psikolojik açıdan bakıldığında rüzgarda savrulan insanlar çoğu zaman yüksek farkındalığa sahiptir; çevrelerindeki insanların duygularını, beklentilerini, gizli niyetlerini ve söylenmeyen cümlelerini sezgisel olarak algılarlar. Bu algı açıklığı, onları güçlü kılar ama aynı zamanda savunmasız hale getirir. Çünkü her şeyi hissetmek, her şeye maruz kalmak demektir; bu da dışarıdan “dayanıksızlık” gibi görünürken, aslında iç dünyada sürekli çalışan bir zihnin ve yorulmayan bir duygusal radarın sonucudur. Rüzgarda savrulan kişi çoğu zaman hayata tutunamayan değil, hayata fazla tutunan kişidir; tek bir doğruya, tek bir kimliğe ya da tek bir role sıkışmak istemez, çünkü bilir ki insan dediğin şey sabit değil, akışkandır. Bu yüzden savrulmak, onun için kontrolsüzlükten çok uyum çabasıdır. Değişen koşullara, kırılan hayallere, beklenmedik kayıplara karşı sertleşmek yerine şekil almayı seçer; bu da onu hayatta tutar ama aynı zamanda yorar.

Toplum, kök salmış, yerinden oynamayan, net ve keskin insanları güçlü olarak tanımlamaya meyillidir; oysa psikolojide esneklik, dayanıklılığın en önemli göstergelerinden biridir. Rüzgarda savrulan insan esnektir; kırılmamak için eğilir, hayatta kalmak için yön değiştirir. Fırtına geçince ayakta kalan çoğu zaman o olur, çünkü katı olanlar ilk büyük sarsıntıda çatlar. Bu insanlar genellikle “ben kimim?” sorusunu erken yaşta sormaya başlar; cevapları net değildir ama soruları derindir. Hayatla kurdukları ilişki yüzeysellikten uzaktır, bu yüzden acıyı da sevinci de ortalamanın üzerinde yaşarlar. Savrulmaları, içsel bir boşluktan değil, tam tersine iç dünyalarının doluluğundan kaynaklanır; taşan bir bardak gibi, her duyguyu tutamazlar, bazıları dışarı dökülür.

Rüzgarda savrulan biriysen, muhtemelen sana “kararsız”, “istikrarsız” ya da “ne istediğini bilmiyor” demişlerdir; oysa çoğu zaman sen ne istemediğini çok iyi biliyorsundur. Sadece sana sunulan kalıpların dar geldiğini, ezberlenmiş hayatların ruhunu boğduğunu ve sabit kalmanın senin için yavaş yavaş ölmek anlamına geldiğini hissedersin. Gerçek güç bazen kök salmakta değil, köklerinden kopmadan yer değiştirebilme cesaretindedir. Rüzgarda savrulan insanlar güçsüz değildir; onlar, hayatın sertliğine taş kesilerek değil, akışkan kalarak direnmeyi seçmiş insanlardır. Bu seçim pahalıdır; yalnızlık, anlaşılmama ve yorgunluk getirir. Ama aynı zamanda derinlik, sezgi ve içsel bir bilgelik de kazandırır.

Eğer bu satırları okurken için hafifçe sızladıysa, “evet bu benim” dediysen, bil ki savrulman bir kusur değil; belki de seni hayatta tutan tek şeydir. Çünkü bazı insanlar rüzgarla savaşmak için değil, rüzgarı okuyup yönünü anlamak için vardır.