Sakız Duvarları ve Dilek Ritüeli [ 01 Ocak 2026 ]


Sakız Duvarları ve Dilek Ritüeli

Çiğnenmiş sakızların belli bir yere yapıştırılarak dilek tutulması, klasik anlamda kadim bir ritüel olmasa da modern kent folkloru içinde kendiliğinden doğmuş, sembolik ve kolektif bir davranış biçimi olarak kabul edilir; temelde "küçük ve kişisel bir isteği, kamusal bir yüzeye emanet etme” fikrine dayanır ve bu yönüyle dilek ağaçları, kilit köprüleri ya da duvarlara yazılan isimlerle aynı psikolojik damardan beslenir.

Bu davranışın ritüel amacı, resmi bir inanç sisteminden çok, insanın geçici olan bir nesne üzerinden kalıcı bir iz bırakma arzusudur. Sakız burada hem ağızdan çıkmış kişisel bir parça olduğu için ben buradaydım duygusunu taşır, hem de yapışkanlığı sayesinde dileğin tutulup bırakıldığı bir eşik nesnesine dönüşür yani dilek dile getirilir ama kontrol artık kişiden çıkar, mekana teslim edilir.

En bilinen örnek ABD – Seattle’daki Gum Wall’dur; ilk başta tiyatroya girerken bozuk parası olmayan insanların sakız yapıştırmasıyla başlayan bu alışkanlık, zamanla dilek tutma, fotoğraf bırakma ve şehirle bağ kurma pratiğine dönüşmüş, insanlar sakızı yapıştırırken içlerinden bir niyet geçirir hale gelmiştir.

Benzer biçimde İngiltere, Almanya ve Fransa gibi ülkelerde, özellikle turistik bölgelerde ya da gençlerin yoğun olduğu sokaklarda, belirli duvarların, sakız duvarına dönüşmesi gözlemlenir; burada ritüel resmi olarak tanımlanmasa da çoğu kişi sakızı yapıştırırken bir düşünceyi, bir anıyı ya da küçük bir dileği duvara bıraktığını söyler.

Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerde ise bu davranış daha çok sınırlı ve geçici örnekler üzerinden görülür. Kamusal temizlik kültürü güçlü olduğu için kalıcı sakız duvarları yaygın değildir ancak festivaller ya da geçici etkinlik alanlarında yapıştır–bırak benzeri sembolik uygulamalara rastlanır.

Antropolojik açıdan bakıldığında bu tür davranışlar, resmi olmayan ritüeller sınıfına girer yani kimse tarafından icat edilmez, kimse tarafından öğretilmez ama insanlar aynı şeyi yapmaya başladıkça anlam kazanır ve kolektif bir sembole dönüşür, sakızın çiğnenmiş olması ise bilinçdışı düzeyde “içimden geçeni dışarı bırakıyorum” fikrini güçlendirir.

Kısacası çiğnenmiş sakızla dilek tutma, kutsal bir gelenek olmaktan çok modern insanın kent içinde geliştirdiği, oyunlu, biraz da ironik bir umut pratiğidir; büyük dilekler için değil, küçük niyetler için seçilir ve belki de bu yüzden samimidir. Çünkü kalıcı olmayı değil, bırakabilmeyi temsil eder.