Bugün bir hükümdarın ya da devlet başkanının kıyafeti çoğu zaman kişisel bir tercih gibi görünse de, binlerce yıl boyunca kralların ne giyeceği hangi rengi kullanacağı, hangi kumaştan yapılmış bir kaftan ya da cübbe taşıyacağı tamamen belirli kurallara bağlıydı. Antik çağlardan Orta Çağ'a Rönesans'tan Osmanlı sarayına kadar hükümdarlar yalnızca güzel görünmek için değil, sahip oldukları gücü, ilahi otoritelerini ve toplum içindeki ayrıcalıklı konumlarını göstermek amacıyla belirli renkleri ve belirli giysi modellerini tercih ediyorlardı. Bir kralın üzerindeki kıyafet, çoğu zaman yazılı bir ferman kadar güçlü bir mesaj taşırdı. Eski toplumlarda insanların büyük bölümü doğal tonlarda, yani ketenin açık beji, yünün kahverengisi veya bitkilerle elde edilen soluk renklerde giyinirken, hükümdarlar ise çok daha zor elde edilen ve üretimi son derece zahmetli olan canlı renkleri kullanabiliyordu. Çünkü o dönemlerde bir kumaşı renklendirmek, bugünkü gibi kimyasal boyalarla birkaç saat içinde tamamlanan bir işlem değildi. Renk elde etmek için binlerce deniz salyangozu, nadir bitkiler kök boyalar, böceklerden elde edilen pigmentler ve uzun süren kaynatma işlemleri gerekiyordu. Bu nedenle parlak renkli bir kumaş yalnızca estetik değil aynı zamanda ekonomik bir güç göstergesiydi
Özellikle mor renk, tarih boyunca kraliyetle özdeşleşmiş en dikkat çekici renklerden biri olmuştur. Antik Fenikeliler tarafından geliştirilen ve Tyrian Purple olarak bilinen mor boya, Akdeniz kıyılarında yaşayan deniz salyangozlarından elde ediliyordu. Yaklaşık on bin salyangozdan yalnızca birkaç gram boya çıkarılabildiği için bu renk neredeyse altın kadar değerli kabul ediliyordu. Bu nedenle Roma İmparatorluğu döneminde mor renkli toga giymek yalnızca imparatora ve belirli aristokrat sınıfa tanınan bir ayrıcalıktı. Halktan bir kişinin bu rengi kullanması bazı dönemlerde suç sayılmış, hatta ağır cezalarla karşılaşılmasına neden olmuştur. Kırmızı da hükümdarlar için yalnızca gösterişli bir renk değildi. Gücü, cesareti savaşı ve zaferi temsil ediyordu. Avrupa kralları taç giyme törenlerinde kırmızı kadife pelerinler kullanırken, Osmanlı padişahlarının tören kaftanlarında da kırmızının farklı tonlarına sıkça rastlanıyordu. Çünkü kırmızı, uzaktan bile dikkat çeken ve hükümdarın bulunduğu yeri belli eden bir renkti. Büyük törenlerde kalabalığın içinde kralı ayırt etmek için renklerin bilinçli olarak kullanıldığı bilinmektedir
Altın sarısı ise güneşin, bereketin ve ilahi gücün sembolü olarak görülüyordu. Antik Mısır firavunlarının kıyafetlerinde ve başlıklarında altın işlemelerin yoğun şekilde kullanılmasının nedeni yalnızca zenginlik değildi. Firavunların tanrılarla bağlantılı olduğuna inanıldığı için altın rengi onların kutsallığını temsil ediyordu. Aynı anlayış daha sonra Bizans sarayında ve Avrupa monarşilerinde de devam etti Gerçek altın tellerle dokunan kumaşlar yalnızca en üst düzey yöneticiler tarafından kullanılabiliyordu. Osmanlı sarayında ise renklerin dili oldukça farklı ve detaylıydı Padişahın giydiği kaftanın kumaşı, üzerindeki desenler, kullanılan kürk türü ve renkler bulunulan mevsime, törene, diplomatik görüşmeye hatta bayramlara göre değişiklik gösterebiliyordu. Sarayın dokuma atölyelerinde çalışan ustalar, yalnızca kumaş üretmiyor, aynı zamanda devletin ihtişamını dokuyorlardı. İpek üzerine altın ve gümüş sırmalar işleniyor, desenlerde lale, servi, nar ve hayat ağacı gibi semboller kullanılıyordu. Bu motiflerin her biri devletin gücünü, bereketini ve sürekliliğini simgeliyordu.
Kraliyet modasının en önemli isimleri ise dönemin usta terzileriydi. Günümüzde moda tasarımcıları nasıl büyük markaların yüzü haline geliyorsa geçmişte de saray terzileri hükümdarların görünümünden sorumluydu. Osmanlı'da Ehl-i Hiref adı verilen saray sanatkarları arasında yalnızca terziler değil, nakkaşlar, dokumacılar, sırma ustaları ve kürkçüler de bulunuyordu. Avrupa saraylarında ise kralın kişisel terzisi büyük bir saygınlığa sahipti ve çoğu zaman yalnızca hükümdarın değil, tüm hanedanın kıyafetlerini hazırlıyordu. Bu ustalar, kumaşın kesiminden düğmelerin yerleşimine kadar her ayrıntıyı matematiksel bir hassasiyetle planlıyor, giysilerin simetrisi ve duruşu üzerinde günlerce çalışıyordu. Kralların tercih ettiği kumaşlar da sıradan değildi. Çin'den gelen doğal ipek, Hindistan'dan getirilen ince pamuk, İran'ın zarif dokumaları, Anadolu'nun kadifeleri ve Venedik'in değerli kumaşları, dünyanın en güçlü hükümdarlarının gardıroplarında buluşuyordu. Bazı kumaşların metre fiyatı, aynı uzunluktaki altın zincirlerle yarışacak kadar yüksekti. Bu nedenle bir hükümdarın üzerindeki kaftan ya da cübbe, yalnızca bir giysi değil, aynı zamanda servetin ve uluslararası ticaret ağlarının sessiz bir göstergesiydi.
Giysilerin kesimi de rastgele belirlenmiyordu. Geniş omuzlu kaftanlar hükümdarın daha güçlü görünmesini sağlıyor, uzun ve yere kadar uzanan pelerinler ise yürüyüş sırasında ihtişamlı bir görüntü oluşturuyordu. Büyük ve yüksek yakalar, işlemeli manşetler, ağır kürkler ve kat kat kumaşlar hükümdarın halktan fiziksel olarak bile ayrışmasını sağlıyordu. Tahta doğru yürüyen bir kralın ya da padişahın kıyafeti onun daha konuşmadan otoritesini hissettiren sessiz bir sembole dönüşüyordu. Orta Çağ Avrupa'sında çıkarılan ihtişam yasaları da bu düzeni korumayı amaçlıyordu. Bu yasalara göre belirli renkler, kürkler, mücevherler ve kumaşlar yalnızca soylular tarafından kullanılabiliyordu. Halkın aynı şekilde giyinmesi yasaktı Böylece insanlar yalnızca kıyafete bakarak karşısındaki kişinin hangi sosyal sınıfa ait olduğunu anlayabiliyordu. Moda, yalnızca estetik bir tercih değil, aynı zamanda toplumsal düzenin görünür bir parçasıydı.
İlginç olan ise, birçok kralın aynı renkleri tercih etmesinin kişisel zevkten çok ortak bir siyasi dil oluşturma amacı taşımasıydı. Güç ihtişam kutsallık ve otorite gibi kavramlar renklerle ifade ediliyor, farklı coğrafyalardaki hükümdarlar birbirlerini hiç tanımasalar bile benzer sembolleri kullanıyordu. Mor güç demekti, altın kutsallığı temsil ediyordu, kırmızı cesaret ve hâkimiyeti simgeliyordu, beyaz ise saflığın ve ilahi adaletin işareti olarak görülüyordu. Bugün müzelerde sergilenen kraliyet kıyafetlerine baktığımızda onları yalnızca eski giysiler olarak görmek büyük bir eksiklik olur. Çünkü her dikişin, her desenin, her renk seçiminin ve her kumaş katmanının ardında dönemin siyasetini, ekonomisini, inançlarını ve güç anlayışını anlatan sessiz bir tarih saklıdır. Kralların aynı renkleri giymesi bir moda akımı değil, yüzyıllar boyunca nesilden nesile aktarılan sembolik bir yönetim diliydi. O dönemlerde bir hükümdarın kıyafeti, tacı kadar önemliydi çünkü insanlar çoğu zaman hükümdarın sözlerinden önce onun üzerinde taşıdığı renkleri görür, o renklerden gücü, zenginliği ve otoriteyi okurdu.