İnsanın zihinsel sahnesinde bilinç henüz perdeyi aralamadan önce başlayan, karar anından çok daha önce bedenin ve duygunun devreye girdiği, niyetle değil alışkanlıkla işleyen, planla değil içgüdüyle şekillenen ve bu yüzden çoğu zaman hem uygulayan hem de maruz kalan tarafından fark edilemeyen bir etki alanıdır; çünkü burada kişi “yönlendiriyorum” diye düşünmez, yalnızca korunmaya çalıştığını hisseder, ama bu korunma refleksi zamanla başkalarının davranışlarını eğip büken, onların seçim alanını daraltan görünmez bir güç haline gelir. Bu manipülasyon biçimi genellikle çocuklukta, ihtiyaçların açıkça ifade edilmesinin işe yaramadığı, duyguların duyulmadığı ya da cezalandırıldığı ortamlarda filizlenir; zihin, “doğrudan istemek tehlikelidir” sonucuna vardığında, dolaylı yolları öğrenir ve kişi büyüdüğünde artık bu dolaylılık bilinçli bir strateji olmaktan çıkarak otomatik bir davranış kalıbına dönüşür, öyle ki susmak bir silah, geri çekilmek bir mesaj, kırılmak bir kontrol aracına dönüşürken, kişi bunları kullanırken kendini hala pasif ve masum sanabilir.
Refleksif manipülasyonun en ayırt edici özelliği, failin kendini manipülatör olarak algılamamasıdır; çünkü davranışın arkasındaki itici güç güç kazanma arzusu değil, kaybetmeme korkusudur ve bu korku, insanı farkında olmadan karşısındakinin duygularını düzenlemeye, onun suçluluk, endişe ya da merhamet gibi tepkilerini tetikleyerek ilişkide dengeyi kendi lehine sabitlemeye iter, ancak bunu yaparken kişi çoğu zaman “başka türlü baş edemiyorum” duygusuyla hareket eder. Bu yapı içinde manipülasyon, sözlerle değil atmosferle çalışır; cümleler eksik bırakılır, duygular ima edilir, tepkiler geciktirilir ya da abartılır ve karşı taraf sürekli olarak “bir şey yanlış ama ne olduğunu bilmiyorum” hissiyle baş başa kalır, böylece sorumluluk yavaş yavaş onun omuzlarına kayar, manipüle eden ise bu yük transferini bilinçli bir hamle olarak değil, doğal bir sonuç olarak yaşar.
Zamanla bu refleksler o kadar içselleşir ki, kişi artık ilişkilerde açıklık yerine dolaylılığı, netlik yerine belirsizliği, eşitlik yerine duygusal borç yaratmayı seçer ve bu seçim bir karar gibi değil, kişiliğin değişmez bir parçası gibi hissedilir; işte bu noktada refleksif manipülasyon, en tehlikeli halini alır çünkü hem kendini gizler hem de “ben buyum” kılıfı altında meşrulaşır. En sinsi tarafı ise şudur: Refleksif manipülasyon çoğu zaman kötü niyet taşımaz, hatta sevgi, bağlılık ya da korunma isteğiyle birlikte yürür, fakat iyi niyetli olması etkisini masum kılmaz; çünkü sonuçta karşı tarafın duygusal alanı daralır, karar özgürlüğü bulanıklaşır ve ilişki, iki bireyin eşit temasından çıkıp birinin duygusal iklimine göre şekillenen tek taraflı bir sisteme dönüşür. Bu nedenle refleksif manipülasyonu anlamak, onu yalnızca “manipülasyon” etiketiyle suçlamaktan çok, insanın kendi içindeki savunma mekanizmalarını tanımasıyla mümkündür; kişi ancak hangi davranışı neden otomatik olarak yaptığını fark ettiğinde, refleks ile seçim arasındaki o ince çizgiyi görmeye başlar ve gerçek dönüşüm de tam olarak bu farkındalık anında, sessiz ama derin bir yerden başlar.