Antik Yunan filozofu Pisagor ve takipçileri, evrendeki düzenin sayılarla açıklanabileceğine inanıyordu. Bu düşünceden doğan Kürelerin Müziği (Musica Universalis) teorisine göre, Güneş, Ay ve gezegenlerin gökyüzündeki hareketleri belirli matematiksel oranlara dayanıyor ve tıpkı bir müzik aletinin telleri gibi kusursuz bir uyum oluşturuyordu. İnsan kulağı bu kozmik melodiyi duyamasa da, evrenin tamamının görünmez bir armoni içinde işlediği düşünülüyordu. Pisagor'un müzikteki uyumlu ses aralıklarının basit sayısal oranlarla açıklanabileceğini fark etmesi, bu fikrin temelini oluşturdu.
Bu düşünce, yüzyıllar boyunca yalnızca felsefeyi değil, astronomi ve müzik kuramını da etkiledi. Özellikle Johannes Kepler, gezegenlerin hareketlerini matematiksel oranlarla açıklarken bu fikirden ilham almış ve evrenin büyük bir senfoni gibi işlediğini savunmuştur.
Günümüzde gezegenlerin gerçekten müzik ürettiği kabul edilmese de, bilim insanları uzaydaki elektromanyetik dalgaları işlenebilir seslere dönüştürerek bu eski düşünceyi anımsatan kayıtlar oluşturabilmektedir. Böylece iki bin yılı aşkın bir süre önce ortaya atılan bu fikir, hâlâ bilim ve sanat arasındaki en ilham verici köprülerden biri olarak görülmektedir.