Bugün özel okulların uyguladığı fiyat politikası ile sundukları eğitim kalitesi arasındaki dengesizlik çoğu zaman eğitimin niteliğinden çok pazarlama dilinin gücüyle şekilleniyor ve veliler aslında bir okuldan çok bir vaade para ödüyorlar.
Özel okulların önemli bir kısmı fiyatlarını belirlerken sundukları pedagojik derinliği, öğretmen kadrosunun sürekliliğini ya da öğrencinin zihinsel ve duygusal gelişimine gerçekten ne kattıklarını esas almıyor. Bunun yerine yabancı dil tabelaları, uluslararası program isimleri, parlak kampüs görselleri, sosyal medyada iyi duran etkinlikler ve geleceğin dünyasına hazırlıyoruz gibi içi çoğu zaman muğlak sloganlar üzerinden bir değer algısı inşa ediyor, böylece eğitim bir süreç olmaktan çıkıp paketlenmiş bir ürüne dönüşüyor.
Buradaki temel sorun, yüksek ücretin otomatik olarak yüksek kalite anlamına geldiği varsayımı, oysa birçok özel okulda sınıf mevcutları kalabalık, öğretmen sirkülasyonu yüksek, müfredat ezbere dayalı ve ölçme–değerlendirme sistemi devlet okullarından çok da farklı değilken, fiyatların her yıl enflasyonun da üzerinde artması, eğitimin ekonomik bir yatırım aracı gibi sunulmasına yol açıyor ve veliler çocuklarının gelişiminden çok geride kalmama korkusuyla bu bedeli ödemek zorunda hissediyor.
Üstelik bu dengesizlik yalnızca maddi değil, ahlaki bir sorun da yaratıyor. Çünkü eğitim, bireyin düşünme becerisini, eleştirel aklını ve karakterini inşa etmesi gereken bir alan iken, pahalı okul–başarılı çocuk eşlemesi üzerinden sınıfsal bir ayrışma üretiliyor ve aynı potansiyele sahip çocuklar, yalnızca ekonomik koşullar nedeniyle farklı gelecek ihtimallerine itilmiş oluyor.
Elbette tüm özel okulları aynı kefeye koymak haksızlık olur, tabi ki gerçekten güçlü akademik kadrosu olan, öğretmeniyle uzun vadeli çalışan, öğrenciyi sınavdan ibaret görmeyen ve aldığı ücreti şeffaf biçimde eğitime yatıran kurumlar da var. Ancak genel tabloya bakıldığında fiyatların kaliteyle değil rekabetle, prestij algısıyla ve daha pahalıysa daha iyidir, yanılgısıyla belirlendiği açıkça görülüyor.
Bir okulun pahalı olması mı onu iyi yapar, yoksa iyi olması mı pahalı olmasını haklı kılar; bu soru samimiyetle sorulmadığı sürece, özel eğitim sistemi giderek daha fazla tüketim mantığına yaklaşacak, eğitim bir hak olmaktan uzaklaşıp lüks bir ayrıcalık gibi sunulmaya devam edecek ve kaybeden taraf yalnızca velilerin bütçesi değil, uzun vadede toplumun düşünsel kalitesi olacaktır.