Dünya tarihine yön veren büyük medeniyetlerin hemen hepsinin yalnızca siyasi başkentleri değil, aynı zamanda manevi merkezleri de vardı. Antik Yunan için Delphi, Eski Mısır için Teb, Tibet için Lhasa nasıl yalnızca bir şehirden ibaret görülmüyorsa, kadim Türkler için de Ötüken sıradan bir coğrafi bölge olarak değerlendirilmemiştir. Türk tarihinin en önemli kavramlarından biri olan Ötüken, yüzyıllar boyunca yalnızca devletin yönetildiği yer değil, aynı zamanda Gök Tanrı'nın kut verdiğine inanılan, kağanların meşruiyet kazandığı ve Türk ilinin kalbi kabul edilen kutsal merkez olarak anlatılmıştır. Günümüzde bile Ötüken adı geçtiğinde akla yalnızca bir yer değil, Türk devlet geleneğinin, bozkır kültürünün ve mitolojik hafızasının en güçlü sembollerinden biri gelmektedir. Tarihçilerin büyük bölümü Ötüken'in bugünkü Moğolistan sınırları içinde bulunan Orhun Vadisi ve çevresindeki dağlık ve ormanlık alanları ifade ettiğini kabul etmektedir. Ancak Ötüken'in kesin sınırları tartışmalıdır. Bunun temel nedeni, eski Türk kaynaklarında Ötüken'in modern anlamda çizilmiş sınırları olan bir şehir ya da ülke gibi değil, geniş bir kutsal bölge olarak anılmasıdır. Bazı araştırmacılar Ötüken'in belirli bir dağ silsilesini ifade ettiğini savunurken, bazıları ise Orhun Nehri boyunca uzanan geniş bir coğrafyanın tamamının bu adla anıldığını ileri sürmektedir. Bu belirsizlik, Ötüken'in tarihsel önemini azaltmak yerine onu daha da ilgi çekici hale getirmektedir.
Eski Türk devlet anlayışında hükümdarın gücü yalnızca ordusundan ya da zenginliğinden gelmezdi. Kağanın gerçek otoritesinin kaynağı Kut olarak adlandırılan ilahi yönetme yetkisiydi. Kut, Gök Tanrı'nın uygun gördüğü hükümdara verdiğine inanılan manevi bir güç olarak kabul edilirdi Bu nedenle bir hükümdarın yalnızca savaş kazanması yeterli görülmez, aynı zamanda kut sahibi olduğunun da toplum tarafından kabul edilmesi beklenirdi. İşte Ötüken'in en önemli özelliği de burada ortaya çıkmaktadır. Kadim Türk inanışına göre kutun en güçlü hissedildiği yer Ötüken'di. Bu nedenle Ötüken'de hüküm süren kağanın yalnızca bir bölgeyi değil, bütün Türk ilini yönetme hakkına sahip olduğuna inanılırdı. Bu anlayışın en güçlü kanıtlarından biri Orhun Yazıtları'nda görülmektedir. Bilge Kağan ve Tonyukuk adına dikilen yazıtlarda Ötüken'den defalarca söz edilir Yazıtlarda yer alan ve günümüze kadar ulaşan ifadelerden biri özetle, Ötüken ormanında oturursan ilini sonsuza kadar yönetirsin. anlamını taşımaktadır. Tarihçiler bu sözün doğaüstü bir vaat olarak değil, devlet merkezinin stratejik ve sembolik önemini vurgulayan güçlü bir siyasi mesaj olarak değerlendirmektedir. Çünkü Orhun Vadisi, yalnızca kutsal kabul edilen bir bölge değil, aynı zamanda bozkırın merkezinde yer alan son derece avantajlı bir konuma sahipti.
Orhun Vadisi'nin coğrafi özellikleri incelendiğinde, neden yüzyıllar boyunca Türk kağanlarının burayı tercih ettiği daha iyi anlaşılmaktadır. Bölge geniş otlaklara sahipti, büyük sürülerin beslenmesine uygundu, tatlı su kaynakları bakımından zengindi ve Asya'nın önemli ticaret yollarına ulaşımı kolaylaştırıyordu. Aynı zamanda çevresindeki dağlar doğal savunma avantajı sağlıyor, bozkırın farklı bölgelerine hızlı hareket etmeye imkan tanıyordu. Dolayısıyla Ötüken'in önemini yalnızca mitolojik inanışlarla açıklamak eksik kalır. Burası aynı zamanda askeri, ekonomik ve siyasi açıdan son derece güçlü bir merkezdi. Türk mitolojisinde ise Ötüken çok daha derin anlamlar taşır. Bazı anlatılarda burası yalnızca insanların yaşadığı bir bölge değil, doğa ruhlarının, kutsal dağların ve ataların manevi varlığının hissedildiği yer olarak tasvir edilir. Eski Türk inanç sisteminde dağlar, ormanlar ve nehirler canlı kabul edilir, her birinin kendine özgü bir iyesi yani koruyucu ruhu bulunduğuna inanılırdı. Bu anlayış çerçevesinde Ötüken de yalnızca fiziksel bir mekan değil doğa ile insan arasındaki kutsal dengenin merkezi olarak görülmüştür. Ancak bu anlatılar, tarihsel belgelerden çok destanlar ve sözlü kültür geleneğinin ürünüdür.
Bazı destanlarda Ötüken'in gökyüzü ile yeryüzü arasında sembolik bir eksen olduğu anlatılır. Araştırmacılar bu tür anlatıları, eski Türklerin evren tasavvurunu anlamaya yardımcı olan mitolojik semboller olarak değerlendirir. Gök Tanrı'nın göğü, insanların yaşadığı yeryüzünü ve yer altı dünyasını birbirine bağlayan kutsal merkez fikri, birçok eski kültürde farklı biçimlerde görülmektedir. Türk mitolojisinde bu düşüncenin en güçlü yansımalarından biri de Ötüken anlatılarıdır. Göktürk Kağanlığı'nın ardından Uygur Kağanlığı da devlet merkezini aynı bölgede kurmuştur. Bu durum, Ötüken'in yalnızca bir hanedana ait kutsal alan olmadığını, farklı Türk devletleri tarafından da ortak bir merkez olarak kabul edildiğini göstermektedir. Devletler değişmiş, hükümdarlar farklılaşmış olsa bile Ötüken'in taşıdığı sembolik değer varlığını korumuştur. Bu süreklilik, Türk devlet geleneğinde coğrafyanın yalnızca fiziksel bir unsur değil, aynı zamanda siyasi meşruiyetin ve kültürel devamlılığın temel taşlarından biri olduğunu ortaya koymaktadır.
Modern arkeoloji çalışmaları Orhun Vadisi'nde çok sayıda yazıt, tapınak kalıntısı, saray temeli ve yerleşim izi ortaya çıkarmıştır. Bu bulgular bölgenin yalnızca göçebe çadırlarından oluşan geçici bir yaşam alanı olmadığını, belirli dönemlerde gelişmiş yönetim merkezlerine ev sahipliği yaptığını göstermektedir. Yazıtlar, taş heykeller ve anıt kompleksleri sayesinde tarihçiler, eski Türk devletlerinin sanıldığından çok daha gelişmiş bir idari yapıya sahip olduğunu daha net biçimde ortaya koymaktadır. Bugün Ötüken denildiğinde bazı çevrelerde gizemli enerji merkezleri görünmeyen güçler veya doğaüstü olaylar hakkında çeşitli iddialar dile getirilmektedir. Ancak bu iddiaları doğrulayan bilimsel veya tarihsel kanıtlar bulunmamaktadır. Araştırmacılar, Ötüken'in önemini açıklarken öncelikle tarihsel kaynaklara, arkeolojik bulgulara ve Orhun Yazıtları'na dayanmakta doğaüstü anlatıları ise mitolojik ve kültürel mirasın bir parçası olarak değerlendirmektedir.
Belki de Ötüken'in gerçek sırrı, görünmeyen güçlerden çok, bir milletin ortak hafızasında taşıdığı anlamda saklıdır. Çünkü bazen bir coğrafya yalnızca dağlardan, nehirlerden ve ormanlardan oluşmaz aynı zamanda insanların ona yüklediği değerlerle yaşar. Ötüken yüzyıllar boyunca Türk kağanlarının kararlarının alındığı, orduların toplandığı, yazıtların dikildiği ve devletin geleceğinin şekillendiği merkez olmasının yanında, kültürel kimliğin de sembolü haline gelmiştir. Bu nedenle Ötüken, yalnızca geçmişte kalmış bir yer adı değildir. O, Türk tarihinin devlet anlayışını, doğaya duyduğu saygıyı, mitolojik düşünce dünyasını ve siyasi hafızasını aynı noktada buluşturan en güçlü sembollerden biri olarak yaşamaya devam etmektedir.