Orta Çağ denildiğinde çoğu insanın aklına savaşlar, kaleler, şövalyeler ve büyük krallıklar gelse de, bu dönemin görünmeyen fakat en güçlü etkilerinden biri gökyüzüne duyulan büyük ilgi olmuştur. Yıldızların, gezegenlerin ve göksel olayların yalnızca gece göğünü süsleyen doğal oluşumlar olmadığına, aynı zamanda insanların kaderini, devletlerin geleceğini, savaşların sonucunu ve doğanın işleyişini etkileyen ilahi işaretler olduğuna inanılmıştır. Bu nedenle astroloji yalnızca bireysel merakın konusu olmamış, devlet yönetiminden tıbba, tarımdan mimariye kadar pek çok alanda başvurulan önemli bir bilgi dalı hâline gelmiştir.
Orta Çağ insanının evren anlayışına göre gökyüzü kusursuz bir düzen içerisinde hareket etmekteydi ve bu kusursuz düzenin yeryüzündeki olaylarla görünmez bağlar kurduğuna inanılmaktaydı. Gezegenlerin belirli zamanlarda oluşturduğu dizilimlerin yalnızca göksel hareketler olmadığı, aynı zamanda Tanrı'nın evrene yerleştirdiği büyük düzenin yansımaları olduğu düşünülüyordu. Bu nedenle yıldızları incelemek, geleceği bütünüyle değiştirmekten çok, ilahi düzenin işaretlerini anlamaya çalışmak olarak değerlendiriliyordu.
Orta Çağ boyunca astroloji, astronomiden tamamen ayrı bir alan olarak görülmemiştir. Dönemin gökbilimcileri aynı zamanda astrolog olarak da çalışabilmekte, gökyüzündeki hareketleri matematiksel hesaplarla belirledikten sonra bu hareketlerin insanlar üzerindeki olası etkilerini yorumlamaktaydı. Bu nedenle saraylarda görev yapan birçok bilim insanı hem takvim hazırlıyor hem tutulmaları hesaplıyor hem de hükümdarlara astrolojik değerlendirmeler sunuyordu.
Krallar, imparatorlar ve büyük hükümdarlar astrolojiyi yalnızca kişisel merak amacıyla değil, devlet yönetiminin önemli araçlarından biri olarak değerlendirmiştir. Büyük savaşlara çıkmadan önce uygun zamanın belirlenmesi, taç giyme törenlerinin tarihi, diplomatik görüşmeler, evlilik anlaşmaları, veliahtların doğumu ve önemli şehirlerin temel atma törenleri gibi kritik kararlar öncesinde saray astrologlarının görüşlerine başvurulduğu bilinmektedir. Bunun temel nedeni, gökyüzüyle uyumlu hareket edildiğinde başarı şansının artacağına dair yaygın inançtır
Birçok hükümdar sarayında sürekli görev yapan astrologlar bulundurmuştur. Bu kişiler yalnızca yıldız haritaları hazırlamakla kalmıyor aynı zamanda beklenmedik gök olaylarını yorumlayarak yöneticileri olası siyasi gelişmeler konusunda uyarmaya çalışıyordu. Özellikle kuyruklu yıldızların görülmesi, güneş ve ay tutulmaları, gezegen kavuşumları ve alışılmadık göksel olaylar çoğu zaman büyük savaşların, salgın hastalıkların, hükümdar değişikliklerinin veya doğal afetlerin habercisi olarak değerlendirilmiştir.
İslam dünyasında astroloji, özellikle Abbasîler döneminde önemli bir gelişim göstermiştir. Bağdat'taki bilim merkezlerinde Hint, Pers ve Antik Yunan kaynaklarından çevrilen eserler sayesinde astroloji daha sistemli hâle getirilmiş, matematiksel hesaplamalar geliştirilmiş ve ayrıntılı yıldız cetvelleri hazırlanmıştır. Saraylarda görev yapan müneccimler, hükümdarlara yalnızca kişisel yorumlar sunmuyor, aynı zamanda şehirlerin kuruluş tarihleri, sefer zamanları ve devlet işleri konusunda da danışmanlık yapıyordu.
Avrupa'da ise özellikle 12. yüzyıldan itibaren Arapça eserlerin Latinceye çevrilmesiyle astroloji yeniden büyük ilgi görmeye başlamıştır Üniversitelerde gökbilimi eğitimi alan birçok öğrenci astrolojiyi de öğrenmiş, tıp fakültelerinde insan bedeni ile gezegenler arasındaki ilişki üzerine dersler verilmiştir. Dönemin bilgelerine göre insan bedeni küçük bir evren, gökyüzü ise büyük evrendi ve ikisi arasında görünmeyen bir uyum bulunmaktaydı.
Orta Çağ tıbbında astrolojinin oldukça önemli bir yeri vardı. Doktorlar bazı tedavilere başlamadan önce Ay'ın hangi burçta bulunduğunu hesaplayabiliyor, kan alma işlemleri, cerrahi müdahaleler ve bitkisel ilaçların hazırlanması için uygun zamanları belirlemeye çalışıyordu İnsan bedenindeki organların belirli burçlarla ilişkilendirildiğine inanılıyor ve gökyüzündeki hareketlerin sağlık üzerinde etkili olabileceği düşünülüyordu. Günümüz tıp anlayışı bu uygulamaları bilimsel olarak kabul etmese de, Orta Çağ'ın sağlık sistemi içerisinde bunlar yaygın uygulamalardı.
Tarım alanında da astrolojiden yararlanıldığı görülmektedir. Çiftçiler ekim ve hasat zamanlarını belirlerken Ay'ın evrelerini dikkate alıyor bazı bölgelerde meyve ağaçlarının dikimi, bağların budanması ve tohumların ekilmesi için belirli göksel zamanların daha verimli olduğuna inanılıyordu. Bu uygulamaların bir kısmı gözlemsel mevsim bilgileriyle birleşirken, bir kısmı astrolojik geleneklerin etkisiyle sürdürülmüştür.
Mimarlık ve şehir planlamasında da astrolojinin izlerine rastlanmaktadır. Bazı kalelerin, manastırların, sarayların ve şehirlerin temel atma tarihleri belirlenirken uğurlu kabul edilen göksel zamanların seçildiğine dair kayıtlar bulunmaktadır. Özellikle önemli yapıların uzun ömürlü olması için gezegenlerin uygun konumda bulunmasına dikkat edildiği düşünülmüştür.
Halk arasında astroloji günlük yaşamın doğal bir parçası haline gelmişti. Yeni doğan çocukların doğum anındaki gökyüzü inceleniyor evlilik tarihleri buna göre seçiliyor, uzun yolculuklara çıkmadan önce yıldızların durumu yorumlanıyor ve önemli ticari girişimler için uygun günler belirlenmeye çalışılıyordu. Astroloji yalnızca sarayların değil, toplumun farklı kesimlerinin de ilgi gösterdiği bir alan olarak yaşamın birçok noktasına dokunuyordu.
Bununla birlikte Orta Çağ boyunca astrolojiye yönelik eleştiriler de eksik olmamıştır. Bazı din alimleri gök cisimlerinin gözlemlenmesini doğal bilgi olarak kabul ederken, insanların kaderinin kesin biçimde yıldızlarla belirlendiğini iddia eden yorumlara karşı çıkmıştır. Birçok düşünür, gök cisimlerinin işaret olabileceğini ancak insanın özgür iradesinin ve ilahi takdirin bunların üzerinde bulunduğunu savunmuştur. Bu nedenle astroloji farklı dönemlerde hem desteklenmiş hem de sınırlandırılmaya çalışılmıştır.
ve 16. yüzyıllara gelindiğinde bilimsel gözlemlerin gelişmesi, teleskobun kullanılmaya başlanması ve modern astronominin doğuşuyla birlikte astroloji ile astronomi giderek birbirinden ayrılmıştır. Buna rağmen Orta Çağ boyunca astroloji, yalnızca geleceği tahmin etmeye çalışan bir uğraş değil siyaset, tıp, tarım, mimarlık, eğitim ve kültürel yaşam üzerinde etkili olan kapsamlı bir düşünce sistemi olarak varlığını sürdürmüş ve dönemin insanlarının evreni anlamlandırma biçiminde merkezi bir rol oynamıştır.
Bugün tarihçiler için Orta Çağ astrolojisi, yalnızca yıldız yorumlarından ibaret değildir. Aynı zamanda insanların evreni nasıl algıladığını gökyüzü ile yeryüzü arasında nasıl bir bağ kurduğunu, yöneticilerin karar alma süreçlerini hangi düşüncelerle şekillendirdiğini ve bilim ile inancın yüzyıllar boyunca nasıl iç içe geliştiğini gösteren önemli tarihsel bir pencere olarak değerlendirilmektedir.