Nikola Tesla’nın güvercinlerle olan ilişkisi, sıradan bir hayvan sevgisinin çok ötesindeydi. Hayatının son dönemlerinde insanlardan giderek uzaklaşmış, yalnız yaşamaya başlamıştı ve en güçlü duygusal bağı güvercinlerle kuruyordu. Özellikle beyaz bir güvercine karşı çok yoğun bir bağlılık hissettiğini kendi sözlerinde açıkça anlatmıştı.
Tesla, her gün parklarda güvercinleri besliyor, yaralı olanları evine götürüp tedavi ediyordu. Hatta bazı otellerde odasını kuşlarla doldurduğu için şikayet edildiği bile söylenir. Beyaz bir dişi güvercin için ise “Bir erkeğin bir kadını sevdiği gibi onu seviyordum” dediği aktarılır. Ona göre o güvercin yaşadığı sürece hayatının da bir anlamı vardı.
Psikolojik açıdan bakıldığında birçok araştırmacı, Tesla’nın bu bağı yoğun yalnızlığı ve insan ilişkilerindeki kopukluğuyla ilişkilendiriyor. Hayatını bilime adadığı için sosyal ilişkilerden uzak kalmış, takıntılı çalışma düzeni nedeniyle insanlarla derin bağ kurmakta zorlanmıştı. Güvercinler ise onun için yargılamayan, sessiz ve sadık bir varlık haline dönüşmüştü.
Bu yüzden Tesla’nın güvercin sevgisi aslında sadece hayvan sevgisi değil, yalnız bir zihnin, dünyada kendine ait saf bir bağ arayışının sembolü gibi görülüyor.