Roma Felaketi Önceden mi Görmüştü?
Roma İmparatoru Nero'nun hüküm sürdüğü MS 54 68 yılları, yalnızca saray entrikaları, siyasi infazlar ve Büyük Roma Yangını gibi olaylarla değil antik tarihçilerin kaydettiği kehanetler, kuyruklu yıldızlar, olağan dışı doğumlar ve uğursuz kabul edilen doğa olaylarıyla da dikkat çeker. Romalılar için bunlar yalnızca tuhaf tesadüfler değildi. Doğanın alışılmış düzeninin bozulması, tanrıların insanlara ve özellikle devleti yöneten kişilere bir mesaj gönderdiği şeklinde yorumlanabiliyordu. Nero dönemine ilişkin anlatılarda bu düşünce öylesine güçlüdür ki imparatorun siyasi kaderi ile gökyüzündeki ve yeryüzündeki olağan dışı olaylar neredeyse birbirine bağlanmış görünür. Bu anlatıların en dikkat çekici örneklerinden biri tarihçi Tacitus'un Annales adlı eserinin XV. kitabında bulunur. Tacitus, MS 64 yılının sonlarına doğru Roma dünyasında yaklaşan kötülüklerin habercisi olarak yorumlanan çeşitli prodigia, yani olağanüstü alametlerden söz edildiğini yazar. Şimşeklerin olağanüstü sıklıkta görüldüğünü, gökyüzünde bir kuyruklu yıldızın belirdiğini, insanlarda ve hayvanlarda iki başlı doğumların meydana geldiğinin anlatıldığını kaydeder. Bazı sıra dışı fetüslerin halka açık alanlarda bulunduğunu, bazılarının ise hamile kurban hayvanlarının kesilmesi sırasında ortaya çıktığını aktarır.
Ancak anlatının en garip bölümü Placentia, bugünkü Piacenza çevresinde meydana geldiği söylenen bir doğumdur. Tacitus'a göre yol kenarında doğan bir buzağının başı normal konumunda değil, bacağına bağlı biçimdeydi. Romalı kahinler ve özellikle olağanüstü işaretleri yorumlayan haruspices bu doğumu yalnızca biyolojik bir anormallik olarak değerlendirmedi. Onlara göre bu görüntü siyasi bir mesaj taşıyordu. Dünyanın yönetimi için başka bir başın hazırlanmakta olduğunu, fakat bu yeni gücün kuvvetli olmayacağını ve gizli kalamayacağını söyledikleri aktarılır. Bu kehaneti daha ilginç hale getiren şey, Tacitus'un anlatısında hemen ardından gelen gelişmedir Bir sonraki bölümde tarihçi, Nero'yu devirmeyi amaçlayan ve senatörlerin, şövalyelerin, askerlerin ve başka isimlerin katıldığı Piso Komplosu'nu anlatmaya başlar. Bu nedenle modern okuyucu açısından bu sıralamanın bilinçli bir edebi kurgu olup olmadığı önemlidir. Tacitus, okuyucuya önce yeni bir başın ortaya çıkacağı kehanetini verir ardından Nero'nun karşısına alternatif bir siyasi merkez çıkarmayı amaçlayan komplonun hikayesine geçer. Bu, doğumun gerçekten geleceği haber verdiğini kanıtlamaz, fakat Romalıların olayları nasıl anlamlandırdığını gösteren olağanüstü bir örnektir.
Dönemin insanlarını en fazla ürküten göksel işaretlerden biri ise kuyruklu yıldızlardı. Roma dünyasında kuyruklu yıldızların güçlü hükümdarların ölümü veya büyük siyasi değişimlerle ilişkilendirilebildiği görülür. Suetonius'un Nero biyografisinde aktardığına göre Nero da böyle bir kuyruklu yıldızın ortaya çıkmasından rahatsız olmuş ve astrolog Balbillus'un yorumlarına başvurmuştu. Suetonius'un anlatısında, hükümdarların bu tür uğursuz alametleri önemli kişilerin ölümüyle başka yöne çevirebilecekleri düşüncesinin Nero üzerinde etkili olduğu belirtilir. Tacitus ise Nero'nun kuyruklu yıldızları asil kanıyla savuşturduğu yönünde çok daha karanlık bir ifade kullanır. Nero dönemindeki kehanet anlatıları yalnızca gökyüzü ve tuhaf doğumlarla sınırlı değildir. Suetonius, imparatorun hayatının sonlarına yaklaştığında rüyalar ve alametlerden giderek korktuğunu anlatır Nero'nun annesi Agrippina'yı öldürttükten sonra gördüğü söylenen rüyalardan birinde bir gemiyi yönetirken dümenin elinden çekilip alındığını görmesi özellikle dikkat çekicidir. Başka bir rüyada eski eşi Octavia'nın onu karanlığa doğru sürüklediği, başka görüntülerde ise çevresinin kanatlı karıncalarla kaplandığı veya Pompeius Tiyatrosu'ndaki ulusları temsil eden heykeller tarafından yolunun kesildiği aktarılır.
Suetonius, Nero'nun ölümünden önce anlatılan işaretleri daha da ileri götürür. Bazı kapıların kendiliğinden açıldığı ve Nero'nun adını çağıran bir ses duyulduğu gibi hikayeler aktarır. Bunların gerçekten yaşanmış olayların güvenilir kayıtları olduğunu söylemek mümkün değildir. Antik tarih yazımında büyük hükümdarların yükseliş ve düşüşlerini kehanetlerle çevrelemek oldukça güçlü bir anlatı geleneğiydi. Özellikle nefret edilen veya felaketle sona eren hükümdarların ölümünden sonra geçmişte yaşanmış olayların aslında yaklaşan sonun işaretleri olduğu şeklinde yeniden yorumlanması mümkündü. Nero dönemindeki tuhaf doğumları değerlendirirken de aynı ayrımı yapmak gerekir. İki başlı insan veya hayvan fetüsleri doğaüstü olmak zorunda değildir. Günümüzde çeşitli gelişimsel anomaliler ve yapışık ikizlik vakaları tıbben bilinmektedir. Fakat Romalıların dünyasında böyle bir doğumun anlamı biyolojiden çok daha büyüktü. Doğanın düzenindeki bozulma, siyasi ve dinsel düzenin de bozulduğunun işareti olarak görülebiliyordu. Bu nedenle biçimsiz doğmuş bir buzağı, sıradan bir çiftlik olayı olmaktan çıkarak imparatorun geleceğine ilişkin siyasi bir kehanete dönüşebiliyordu.
Daha da ilginç olan, Nero dönemindeki bu alametlerin eski Cumhuriyet geleneğinin devamı olmasıdır. Roma devleti yüzyıllar boyunca sıra dışı doğumları, yıldırımları ve diğer prodigia olaylarını değerlendirmişti. İmparatorluk döneminde ise bu eski sistem giderek hükümdarın kişisel kaderiyle birleşmeye başladı. Böylece eskiden Roma'nın başına ne gelecek sorusuyla yorumlanan bir işaret, artık İmparatorun başına ne gelecek sorusuna dönüşebiliyordu. Nero dönemindeki Placentia buzağısı bunun çarpıcı örneklerinden biridir Nero MS 68 yılında iktidarını kaybetti ve sonunda intihar etti. Ardından Roma, kısa süre içerisinde Galba, Otho, Vitellius ve Vespasianus'un iktidar mücadelesine sahne olduğu Dört İmparator Yılı olarak bilinen büyük siyasi krize sürüklendi. Bu nedenle sonraki kuşakların geriye dönüp Nero dönemindeki kuyruklu yıldızları yıldırımları, tuhaf doğumları ve kehanetleri yaklaşmakta olan çöküşün işaretleri olarak görmesi şaşırtıcı değildir. Fakat tarihin en büyüleyici sorusu burada ortaya çıkar. Romalılar gerçekten geleceğin işaretlerini mi gördüler, yoksa büyük felaketler yaşandıktan sonra geçmişteki sıra dışı olayları birer kehanete mi dönüştürdüler. Yaklaşık iki bin yıl sonra kesin olarak cevaplayamadığımız şey tam da budur. Bildiğimiz tek şey, Tacitus ve Suetonius gibi antik yazarların aktardığı bu olayların, Nero döneminin karanlık atmosferini günümüze kadar taşıdığıdır.