Karanlığın İçinden Gelen Dua
İnsan bazen bulunduğu yerden uzaklaşmanın her şeyi çözeceğini düşünür arkasında bıraktığı sorunların, kırgınlıkların ve başarısızlıkların mesafe arttıkça küçüleceğine inanır, fakat Hz. Yunus’un Kur’an’da anlatılan sıra dışı kıssası, insanın kaçtığını düşündüğü şeyden kilometrelerce uzaklaşsa bile kendi içindeki hesaplaşmadan kaçamayacağını gösteren, bir gemide başlayıp denizin derinliklerine, oradan büyük bir balığın karanlığına ve sonunda yeniden aydınlığa ulaşan en etkileyici peygamber kıssalarından biridir Hz. Yunus, Kur’an’da adı geçen peygamberlerden biridir ve geleneksel anlatıya göre Ninova halkına gönderilmiştir. İnsanları Allah’a iman etmeye çağırmış, fakat uzun süre beklediği karşılığı göremeyince büyük bir üzüntü ve öfke yaşamış, sonunda kavminden ayrılmıştır. Kur’an, Enbiya Suresi’nde onu Zünnûn, yani balık sahibi olarak anar ve onun öfkeli bir halde uzaklaşıp Allah’ın kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğini düşündüğünü bildirir.
Fakat asıl olağanüstü yolculuk bundan sonra başlayacaktır. Hz. Yunus bir gemiye biner. Saffat Suresi’nde onun dolu bir gemiye kaçıp sığındığı ardından gemide kura çekildiği ve kurada kaybedenlerden olduğu anlatılır. Kur’an olayın denizdeki bütün ayrıntılarını tek tek vermez sonraki dönemlerde oluşan anlatılarda geminin fırtınaya yakalandığı, ağırlaştığı ve yükün azaltılması gerektiği gibi ayrıntılar aktarılmış olsa da Kur’an’ın açık biçimde söylediği nokta, Hz. Yunus’un kura sonucunda denize ulaşan sürecin ardından büyük bir balık tarafından yutulduğudur. Burada önemli bir ayrıntı vardır. Bugün Hz. Yunus kıssası anlatılırken sık sık balinanın karnındaki peygamber denilir, hatta bazı anlatımlarda hayvan doğrudan yunus olarak gösterilir ancak Kur’an hayvanın biyolojik türünü belirtmez. Arapça metinde hût kelimesi kullanılır ve bu nedenle en doğru anlatım, Hz. Yunus’un büyük bir balık tarafından yutulduğunu söylemektir. Fakat kıssanın merkezindeki asıl mesele balığın hangi tür olduğu değildir. Asıl mesele karanlıktır.
Hz. Yunus artık insanların arasında değildir, gemide değildir, karada değildir denizin içinde ve büyük balığın karnındadır. İnsan gözüyle düşünüldüğünde burası çıkışı bulunmayan bir yerdir. Yardım isteyebileceği hiçbir insan, tutunabileceği hiçbir kıyı ve kendi gücüyle değiştirebileceği hiçbir şart yoktur. İşte tam burada Kur’an’ın en unutulmaz dualarından biri yükselir. “Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke inni küntü mine’z-zâlimîn.” Senden başka ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum. Bu dua dikkatle okunduğunda Hz. Yunus’un doğrudan. Beni buradan çıkar demediği görülür. Önce Allah’ın birliğini ifade eder, ardından O’nu bütün eksikliklerden tenzih eder ve sonunda kendi durumunu kabul eder. Belki de kıssanın insan ruhuna en güçlü dokunduğu yer tam burasıdır. Çünkü bazen insanın hayatındaki değişim, dışarıdaki kapının açılmasıyla değil, içerideki gerçeğin kabul edilmesiyle başlar. Kur’an, Enbiya Suresi’nin devamında Allah’ın Hz. Yunus’un duasına cevap verdiğini, onu sıkıntıdan kurtardığını bildirir ve hemen ardından son derece önemli bir ifade kullanır. İşte biz müminleri böyle kurtarırız.
Böylece Hz. Yunus’un yaşadığı olay yalnızca geçmişte yaşamış bir peygambere ait olağanüstü bir hadise olarak bırakılmaz dua, tövbe insanın kendi hatasını fark etmesi ve en ümitsiz görünen anda bile Allah’a yönelmesi üzerinden bütün insanlara uzanan bir mesaj haline gelir. Sâffât Suresi’nde ise kıssanın başka bir çarpıcı ayrıntısı anlatılır. Hz. Yunus’un Allah’ı tesbih edenlerden olmaması durumunda insanların yeniden diriltileceği güne kadar balığın karnında kalabileceği bildirilir. Ardından Allah onu kurtarır ve balık Hz Yunus’u açık, çıplak bir kıyıya bırakır. Fakat Hz. Yunus artık son derece bitkindir. Denizin ve yaşadığı olağanüstü hadisenin ardından bedeni güçsüz düşmüştür. Kur’an burada küçük görünen fakat son derece zarif bir ayrıntı verir. Allah onun üzerinde yaktîn türünden bir bitki yetiştirir. Bu kelime genellikle geniş yapraklı, kabakgillerden bir bitki olarak yorumlanmıştır. Bir düşünün… Bir tarafta uçsuz bucaksız deniz, diğer tarafta kıyıya bırakılmış güçsüz bir insan ve onun üzerinde büyüyerek gölge sağlayan bir bitki. Kıssanın başında Hz. Yunus yürüyerek kavminden uzaklaşırken kendi iradesiyle hareket edebilen güçlü bir insandır gemiye biner, denize açılır, fakat olaylar ilerledikçe kontrol tamamen elinden çıkar. Sonunda sahip olduğu hiçbir maddi imkanın kendisini kurtaramayacağı bir noktaya gelir ve tam orada insanın en eski gerçeğiyle karşılaşır.
Her şeyi kontrol edemezsin. Hz. Yunus kıssasının bir başka dikkat çekici tarafı ise kavminin hikayesidir. Kur’an, Yunus kavminin iman ettiğini ve imanlarının kendilerine fayda sağladığını özellikle belirtir. Yunus Suresi’nin 98. ayetinde, azap gelmeden önce iman ederek bundan yararlanan toplum örneği olarak Yunus kavmine dikkat çekilir. Bu nedenle kıssa yalnızca Hz. Yunus’un dönüşümünü değil, bir toplumun dönüşümünü de anlatır. Bir tarafta kavminden uzaklaşan peygamber, diğer tarafta sonunda iman eden bir halk vardır Hikayenin yolları ayrılmış gibi görünürken her iki tarafta da değişim gerçekleşmektedir. Ve belki de bu nedenle Hz. Yunus kıssası binlerce yıldır insanların zihninde yaşamaya devam eder. Çünkü burada yalnızca büyük bir balık yoktur. Burada sabırsızlık vardır uzaklaşmak vardır, yalnızlık vardır, karanlık vardır, pişmanlık vardır, dua vardır ve sonunda yeniden başlama vardır. İnsan hayatında da bazen öyle dönemler yaşar ki dışarıdan bakıldığında hiçbir çıkış görünmez. Planlar çöker, kapılar kapanır, insanlar uzaklaşır ve insan kendisini metaforik olarak denizin dibinde hisseder. Hz. Yunus kıssası tam burada çok güçlü bir mesaj bırakır. Çıkışın görünmemesi çıkışın olmadığı anlamına gelmez.
Fakat bu kıssayı yalnızca zor durumda dua et ve her şey hemen düzelir şeklinde okumak da anlatının derinliğini azaltır. Hz. Yunus’un duasının merkezinde yalnızca kurtulma isteği değil, kendi durumuyla yüzleşme ve sorumluluğu kabul etme vardır. Belki insanın kendi hayatına taşıyabileceği en güçlü derslerden biri de budur. Bazen değiştirmeye çalıştığımız ilk şey dünya olur. İnsanları değiştirmek isteriz, şartları değiştirmek isteriz, geçmişi değiştirmek isteriz, karşımızdakinin davranışlarını değiştirmek isteriz. Oysa bazı yolculuklarda ilk değişmesi gereken yer insanın kendisidir. Hz. Yunus’un kıssasında gemi onu denizin ortasına götürür, deniz balığa balık karanlığa, karanlık duaya ve dua yeniden kıyıya ulaştırır. Bu nedenle hikayenin en etkileyici görüntüsü belki de dev bir balığın Hz Yunus’u yutması değildir. Asıl etkileyici olan, dünyayla bütün bağlantıları kesilmiş bir insanın, karanlığın içinde bile Allah ile arasındaki yolun kapanmadığını fark etmesidir. Çünkü bazen insanın hayatındaki en karanlık yer… yeniden başlayacağı kıyıya açılan kapının hemen önüdür.