İnsan bazen yaşadığı bir olayın neden başına geldiğini yıllarca anlayamaz kaybettiği bir fırsata üzülür, kapanan bir kapının ardından öfkelenir karşılaştığı bir engeli felaket zanneder ve o anda yalnızca gördüklerine bakarak hüküm verir. Hz. Musa ile Hızır’ın Kur’an’da anlatılan sıra dışı yolculuğu ise tam olarak bu noktada insanın karşısına sarsıcı bir soru çıkarır. Ya kötü sandığımız bazı olayların ardında henüz göremediğimiz başka bir gerçek varsa. Kehf Suresi’nin 60–82. ayetlerinde anlatılan kıssa, Hz. Musa’nın genç yardımcısıyla birlikte iki denizin birleştiği yere doğru yaptığı uzun yolculukla başlar. Kur’an, Hz. Musa’nın burada Allah tarafından kendisine rahmet ve özel bir bilgi verilmiş kullarımızdan bir kul ile karşılaştığını bildirir. Kur’an metninde bu kişinin adı açıkça Hızır olarak verilmez ancak İslam geleneğinde ve hadis kaynaklarında bu gizemli kişinin Hızır olduğu kabul edilir.
Hz. Musa, Hızır’dan kendisine öğretilen bilgiden öğretmesini ister fakat aldığı cevap oldukça dikkat çekicidir. Hızır, Hz. Musa’ya kendisiyle birlikte bulunmaya sabredemeyeceğini, çünkü iç yüzünü bilmediği olaylar karşısında sessiz kalmasının son derece zor olacağını söyler. Hz. Musa sabredeceğine ve ona karşı gelmeyeceğine söz verir. Bunun üzerine Hızır tek bir şart koyar. Ben sana açıklamadıkça bana hiçbir şey hakkında soru sorma. Ve yolculuk başlar. İlk olarak bir gemiye binerler. Geminin sahipleri onları taşıyan sıradan ve geçimini denizden sağlayan insanlardır fakat Hızır beklenmedik şekilde gemiye zarar verir. Hz. Musa gördüğü manzara karşısında dayanamaz ve insanların gemisini batırmak için mi deldiğini sorar. Dışarıdan bakıldığında Hz. Musa’nın itirazı son derece anlaşılırdır, çünkü ortada kendilerine iyilik yapan insanlara karşı yapılmış haksız görünen bir davranış vardır. Fakat yolculuğun sonunda gerçek ortaya çıktığında bütün görüntü değişir.
Geminin sahipleri yoksul insanlardır ve ileride sağlam gemileri zorla ele geçiren bir hükümdar bulunmaktadır. Hızır’ın gemiye verdiği küçük zarar aslında geminin tamamen ellerinden alınmasını önleyecektir. O anda felaket gibi görünen kusur, daha büyük bir kaybın önündeki perde olmuştur Yolculuğun ikinci olayı ise çok daha ağır ve anlaşılması çok daha güçtür. Hızır bir gençle karşılaşır ve Kur’an anlatımında onun canını alır. Hz. Musa bu kez çok daha sert tepki gösterir suçsuz bir canın karşılığı olmadan bir insanın öldürülmesini korkunç bir şey olarak değerlendirir. Çünkü Hz. Musa yalnızca önünde gerçekleşen olayı görmektedir ve insan bilgisinin sınırları içerisinde başka türlü düşünmesi de mümkün değildir. Hızır ise yolculuğun sonunda bunun ardındaki hikmeti açıklarken çocuğun anne ve babasının iman sahibi insanlar olduğunu, onun ileride onları azgınlık ve inkara sürüklemesinden korkulduğunu, Allah’ın onlara onun yerine daha temiz ve merhamet bakımından daha yakın bir evlat vermesinin murat edildiğini bildirir. Bu bölüm, kıssanın en zor yorumlanan kısmıdır ve burada anlatılan olayın insanların kendi kararlarıyla benzer eylemleri gerçekleştirmelerine izin veren genel bir hüküm olmadığı özellikle unutulmamalıdır kıssa, Allah’ın bildirdiği özel bilgi çerçevesinde gerçekleşen istisnai bir anlatıdır.
Ardından ikili bir kasabaya ulaşır. Açtırlar ve kasaba halkından yiyecek isterler, fakat insanlar onları misafir etmek istemez. Tam burada Hızır yıkılmak üzere olan bir duvar görür ve hiçbir karşılık istemeden duvarı onarır. Hz. Musa bu davranışa da anlam veremez kendilerini ağırlamayan insanlara karşılıksız yardım etmek yerine en azından yaptıkları iş karşılığında ücret alınabileceğini söyler. Bu üçüncü soru artık yolculuğun sonudur. Hızır, Hz. Musa’ya ayrılma vaktinin geldiğini söyler ve ardından başından beri anlaşılmaz görünen olayların perdelerini tek tek kaldırır. Onardığı duvar, kasabadaki iki yetim çocuğa aittir ve altında onların hazinesi bulunmaktadır. Babaları salih bir insandır. Eğer duvar o anda yıkılmış olsaydı hazine ortaya çıkabilecek ve çocuklar henüz büyümeden başkalarının eline geçebilecekti. Duvarın ayakta tutulmasıyla hazine gizli kalacak, çocuklar büyüdüklerinde kendilerine ait olan emaneti çıkarabileceklerdi
İşte kıssanın bütün gücü tam burada ortaya çıkar. Gemide açılan delik yalnızca bir delik değildir bazen küçük bir kayıp daha büyük bir kaybı engeller. Duvar yalnızca taşlardan oluşan bir yapı değildir bazen bugün yapılan bir iyilik, yıllar sonra hiç tanımadığımız bir insanı korur. Ve insanın gördüğü birkaç saniyelik görüntü, olayın tamamı değildir. Hz. Musa ile Hızır kıssası bu nedenle yalnızca geçmişte gerçekleşmiş gizemli bir yolculuğun hikayesi olarak okunmaz aynı zamanda insan bilgisinin sınırlarını, sabrı, görünüş ile hakikat arasındaki mesafeyi ve ilahi bilginin insanın kavrayışından ne kadar geniş olduğunu anlatan güçlü bir ders olarak görülür. Belki de kıssanın insanı yüzyıllardır etkileyen tarafı budur. Çünkü hayatımızda hepimizin bir delinen gemisi vardır. Kaybettiğimiz bir iş, biten bir ilişki, kaçırdığımız bir fırsat, gerçekleşmeyen bir plan veya önümüze çıkan beklenmedik bir engel bize o anda yalnızca zarar olarak görünebilir. Fakat insan geleceği bilmediği için bugün kayıp dediği şeyin yarın kendisini neyden koruduğunu da bilemez.
Ancak kıssa, Başımıza gelen her kötü olay mutlaka daha iyi bir şey içindir şeklinde basit bir formüle de indirgenmemelidir. İnsan acıyı küçümsememeli, haksızlığa sessiz kalmamalı ve bilmediği şeyler hakkında kendisini Hızır’ın sahip olduğu özel bilgiye sahipmiş gibi görmemelidir. Asıl mesajlardan biri çok daha derindir. İnsan bildiği kadarıyla hüküm verir, fakat bildikleri hakikatin tamamı olmayabilir Belki Hz. Musa ile Hızır’ın yolculuğundan geriye kalan en çarpıcı soru da tam olarak budur. Bugün hayatında Neden böyle oldu diye baktığın şeyin bütün hikayesini gerçekten biliyor musun. Çünkü bazen insan yalnızca gemide açılan deliği görür… Onu bekleyen geleceği henüz görmemiştir.