Bu sözün içinde hem ego var., hem bilinç var, hem gölge var, hem de insanın en büyük yanılgısı.
İnsan sandığından çok daha az objektif'tir. Biz başkasını gördüğümüzü zannederiz ama gerçekte gördüğümüz şey, kendi zihnimizin dış dünyaya yansıttığı bir projeksiyondur. Zihin boşluk sevmez bilmediği bir karakteri, bilmediği bir niyeti, bilmediği bir ruh halini kendi bildiğiyle doldurur. Çünkü bilinmeyen insanı huzursuz eder. Bu yüzden insan, karşısındakini anlamaya çalışmaz onu kendine benzeterek güvenli bir kategoriye yerleştirir. Kendi iç dünyasında ihanet taşıyan biri, başkasının davranışlarında ihanet arar. Kendi içinde dürüstlük olan biri, karşısındakine de o saflığı yükler. Güçlü bir ego, karşısındakinin de egosunu görür kırılmış bir kalp, karşısındaki en küçük mesafeyi bile terk edilme işareti olarak yorumlar. Çünkü biz dünyayı olduğu gibi değil, olduğumuz gibi algılarız.
Bu noktada yansıtma (projeksiyon) devreye girer. İnsan, kabul etmek istemediği yönlerini başkasında görür. Kendi içindeki öfkeyi inkar eden biri, başkalarını agresif bulur yada agresif davranır . Kendi içindeki manipülasyonu fark etmeyen biri, herkesi manipülatif sanabilir. Ve işin ironik tarafı şudur. En çok rahatsız olduğumuz özellikler çoğu zaman bizde bastırılmış halde bulunan özelliklerdir. Başkasında gördüğümüz şey aslında içimizdeki gölgenin tetiklenmesidir. Tasavvufta buna kalbin aynası denir. Kalp neyle doluysa göz de onu görür. İç dünyan bulanıksa dış dünya karmaşık görünür. İç dünyan huzurluysa aynı olayın içinden başka bir anlam çıkarırsın. Bu yüzden aynı insan, iki farklı kişinin hayatında tamamen zıt roller oynayabilir. Çünkü mesele o kişi değil, onu izleyen bilincin frekansıdır.
Ne sen bensin ne de ben senim kısmı ise sınır bilincidir. Empati, ben olsam ne yapardım demek değildir çünkü sen onun geçmişi değilsin, onun travması değilsin, onun genetik kodu değilsin. Empati, kendi filtremizi kenara bırakıp karşımızdakini kendi bağlamında anlamaya çalışmaktır. Ama çoğu insan empati yaptığını zannederken aslında karşısındakini kendine benzetmeye çalışır. İlişkilerde en büyük çatışma da buradan çıkar. İnsan karşısındakini olduğu gibi değil, olması gerektiğine inandığı gibi görür. Beklentiler, projeksiyonlar ve bilinçaltı kalıplar devreye girer. Sonra bir gün gerçek yüz ortaya çıktığında değişti deriz. Oysa çoğu zaman değişen kişi değil, bizim projeksiyonumuzdur.
Daha derine inersek, bu cümle ego ile öz arasındaki savaşı da anlatır. Ego başkasını kendi merkezine göre ölçer. Öz ise başkasını olduğu gibi kabul eder. Ego kıyaslar. Öz gözlemler. Ego tehdit algılar. Öz deneyim eder. Ve belki de en sert gerçek şudur: İnsan başkasını suçladığı her noktada aslında kendi içindeki bir düğmeye temas ediyordur. Bu yüzden bilinç yükseldikçe suçlama azalır. Kişi kendi filtresini fark etmeye başladığında, dış dünyayı düzeltmeye çalışmak yerine iç dünyasını düzenlemeye başlar.
Bu cümle aslında bir uyanış çağrısıdır.
Başkası hakkında verdiğin her hüküm, kendin hakkında verdiğin gizli bir bilgidir. Bırak savaşmayı kabullen gerçekleri...