Günümüzde Yunan mitolojisinde rüyalar denildiğinde akla ilk gelen isim çoğunlukla Morpheus olur. Edebiyattan sinemaya kadar pek çok eserde rüyaların tanrısı olarak tanıtılan Morpheus, insanların düşlerine şekil veren ilahi bir varlık olarak bilinir. Ancak antik Yunan'ın en eski mitolojik anlatıları incelendiğinde, rüyaların yalnızca Morpheus tarafından yönetildiğine dair bir inanç bulunmadığı, aksine rüya dünyasının çok daha eski ve karmaşık bir kozmik düzenin parçası olarak görüldüğü anlaşılır. Morpheus, bu uzun mitolojik geleneğin yalnızca en bilinen isimlerinden biridir.
Antik Yunan kozmogonisine göre her şeyden önce Kaos vardı. Kaos'tan doğan ilk ilksel varlıklardan biri ise gecenin kişileştirilmiş hali olan Nyxti. Nyx, yalnızca karanlığı temsil eden bir tanrıça değil, aynı zamanda gecenin içinde saklı kalan bilinmeyen güçlerin sessizliğin gizemin ve insan zihninin ulaşamadığı alanların hakimi olarak kabul edilirdi. Eski inanışlarda gecenin başlamasıyla birlikte yalnızca dünya karanlığa gömülmez aynı zamanda görünmeyen varlıkların ve sembolik güçlerin de etkinleştiğine inanılırdı.
Nyx'in çocukları arasında uykuyu temsil eden Hypnos ve ölümü temsil eden Thanatos bulunuyordu. Bu iki kardeş, birçok antik anlatıda birbirine son derece yakın kavramlar olarak tasvir edilmiştir. Uyku, geçici bir ayrılık ölüm ise kalıcı bir ayrılık olarak görülüyor, bu nedenle ikisinin aynı anneden doğmuş olması tesadüf sayılmıyordu. Antik Yunan düşüncesinde insan her gece uyuduğunda, bilinç dünyasından uzaklaşıyor ve tanrıların etkisine daha açık hale geliyordu. Hypnos, insanların gözlerini kapatan ve onları uykuya götüren tanrı olarak kabul edilirdi. Ancak onun görevi yalnızca insanları uyutmak değildi. Bazı mitolojik anlatılarda Hypnos'un yaşadığı mağaranın, dünyanın en sessiz bölgelerinden biri olduğu burada güneş ışığının hiç ulaşmadığı, ne horoz sesinin ne de insan gürültüsünün duyulduğu anlatılır. Bu mağaranın çevresinden Lethe Nehri'nin geçtiği ve çevresini sürekli haşhaş çiçekleri ile uyku getirdiğine inanılan bitkilerin sardığı tasvir edilir. Bu semboller, uykunun gündelik yaşamdan tamamen ayrılmış kutsal bir alan olarak görüldüğünü göstermektedir.
Morpheus ise doğrudan Hypnos'un oğullarından biri olarak anlatılır. Antik şairlerin özellikle de Romalı ozan Ovidius'un eserlerinde Morpheus insan biçimindeki rüyaları oluşturabilen en yetenekli Oneiroi'den biri olarak tanımlanır. Ancak Morpheus'un yanında başka rüya varlıkları da bulunur. Bunlardan Phobetor, hayvanlar ve korkutucu yaratıklar şeklindeki rüyaları oluştururken. Phantasos ise cansız nesneler, dağlar, taşlar nehirler ve soyut görüntüler halinde görülen düşlerden sorumludur. Bu nedenle antik mitolojide rüyaların tek bir tanrı tarafından değil, farklı görevler üstlenen birçok varlık tarafından şekillendirildiği düşünülürdü. Oneiroi olarak adlandırılan bu rüya ruhlarının kökeni de Nyx'e kadar uzanır Bazı antik kaynaklarda Oneiroi'nin doğrudan Nyx'in çocukları olduğu anlatılırken, bazı anlatılarda ise Hypnos'un çocukları olarak kabul edilirler. Bu farklılık, Yunan mitolojisinin yüzyıllar boyunca sözlü geleneklerle gelişmiş olmasının doğal bir sonucudur. Buna rağmen bütün anlatıların ortak noktası, rüyaların ilahi ve gizemli bir dünyanın uzantısı olarak görülmesidir.
Antik Yunan'da insanlar bütün rüyaların aynı değerde olduğuna inanmazdı. Bazı rüyaların tanrılar tarafından gönderildiği, bazılarının ise insan zihninin kendi karmaşasından doğduğu düşünülürdü. Bu nedenle önemli görülen rüyalar, kahinlere veya tapınak rahiplerine anlatılır, içerdiği semboller yorumlanmaya çalışılırdı. Özellikle savaş öncesinde, tahta çıkış dönemlerinde veya büyük kararlar alınmadan önce görülen rüyaların ilahi mesaj taşıyabileceğine inanılırdı. Mitolojide rüyaların dünyaya iki farklı kapıdan ulaştığını anlatan dikkat çekici bir inanış da bulunur. Bu anlatıya göre biri fildişinden, diğeri boynuzdan yapılmış iki kapı vardır. Fildişi Kapısı'ndan geçen rüyaların aldatıcı ve yanıltıcı olduğu, Boynuz Kapısı'ndan gelen rüyaların ise gerçeğe daha yakın kabul edildiği anlatılır. Bu düşünce, antik insanların her rüyayı mutlak gerçek olarak görmediğini, aksine rüyalar arasında bir ayrım yaptığını göstermektedir.
Eski Yunan'da şifa tanrısı Asklepios adına inşa edilen bazı tapınaklarda insanlar kutsal uykuya yatardı. Bu uygulamaya enkubasyon adı verilirdi İnanca göre kişi tapınakta uyurken tanrı ya da ilahi varlıklar rüyasında görünür, hastalığına nasıl çare bulacağını veya hangi yolu izlemesi gerektiğini semboller aracılığıyla bildirirdi. Rahipler ertesi gün bu rüyaları yorumlayarak hastaya rehberlik etmeye çalışırlardı Bu uygulama rüyanın yalnızca bilinçaltının ürünü değil, kutsal bir iletişim aracı olarak görüldüğünü de ortaya koymaktadır. Nyx, Hypnos Oneiroi ve Morpheus'un oluşturduğu bu mitolojik düzen, antik Yunan insanının geceyi yalnızca karanlık bir zaman dilimi olarak değil görünmeyen güçlerin etkin olduğu gizemli bir geçiş alanı olarak algıladığını göstermektedir. Uyku, bu anlayışta bedenin dinlenmesinden çok daha fazlasıdır insanın tanrılarla sembollerle ve bilinmeyenle temas kurabildiği özel bir eşik olarak değerlendirilmiştir.
Bugün Morpheus adı diğer bütün rüya varlıklarının önüne geçmiş olsa da, antik metinler incelendiğinde rüyaların tek bir tanrının yönetiminde olmadığı, aksine Nyx'in kadim karanlığından doğan birçok ilahi varlığın ortak etkisi altında şekillendiğine inanıldığı görülmektedir. Bu nedenle Morpheus'un hikayesi, aslında çok daha eski bir gece kozmolojisinin yalnızca en tanınmış bölümünü temsil eder. Antik Yunan mitolojisinin derinliklerine inildikçe, rüyaların yalnızca uyurken görülen görüntüler değil, tanrılarla insanlar arasındaki en gizemli köprülerden biri olarak kabul edildiği anlaşılır.