Mental hiçlik, insanın düşünemediği için değil, aksine çok düşündüğü için bir noktadan sonra hiçbir şeye tutunamaz hale gelmesi durumudur. Zihnin gürültüyle dolu olduğu ama anlamın sessizce çekildiği bu halde kişi ne mutsuzluğunu tam tarif edebilir ne de mutlu olmayı ciddiye alır, çünkü duygular vardır ama yön yoktur, fikirler vardır ama ağırlıklarını kaybetmişlerdir ve insan kendini sanki içi boşaltılmış bir odada, yankılanan ama bir yere varmayan cümlelerin arasında bulur.
Bu hiçlik tembellikten ya da umursamazlıktan doğmaz, tam tersine, sürekli sorgulamanın, her ihtimali düşünmenin, her duyguyu analiz etmenin sonunda zihnin kendini korumak için aldığı bir savunma pozisyonudur ve bu yüzden tehlikelidir, çünkü dışarıdan sakinlik gibi görünen bu hal, içeride yavaş yavaş anlamla bağın kopmasına yol açar. İnsan neye kızacağını, neyi seveceğini, ne için çabalayacağını seçemez hale gelir ve zamanla hiçbir şey hissetmemek, yanlış bir şey hissetmekten daha güvenli gelmeye başlar.
Mental hiçlik, geçici bir durak da olabilir, uzun süren bir kayboluş da, onu belirleyen şey, insanın bu boşluğu bir dinlenme alanı mı yoksa kalıcı bir yaşam biçimi mi haline getirdiğidir. Çünkü bazen zihnin susması gerekir ama uzun süre sessiz kalan bir zihin, en sonunda kendine bile yabancılaşır.