Manipülatörün lovebombing oyunları, dışarıdan bakıldığında tutkulu bir ilgi, derin bir bağlanma ve neredeyse masalsı bir yakınlık hissi yaratırken, aslında bu sürecin her adımı bilinçli ya da yarı bilinçli bir kontrol arzusuyla örülmüş, karşı tarafın duygusal dengesini sarsmayı ve onu merkeze bağımlı hale getirmeyi amaçlayan ince psikolojik hamlelerden oluşur; çünkü burada amaç sevmek değil, sevilme ihtiyacını ele geçirmek ve o ihtiyacı yönetilebilir bir düğmeye dönüştürmektir. Manipülatör, daha ilişkinin en başında zamanı hızlandırır, normalde aylar içinde oluşması gereken güven, yakınlık ve aidiyet duygularını günlere hatta saatlere sıkıştırarak karşısındaki insanın zihninde “böylesi bir bağ nadir bulunur” algısını yaratır; yoğun mesajlar, abartılı iltifatlar, erken gelen gelecek planları ve sürekli tekrar edilen “sen bambaşkasın” cümleleri, karşı tarafın benlik algısını yukarı çekerken aynı anda onu bu ilgiye bağımlı hale getirir.
Bu oyunların en kritik noktalarından biri, manipülatörün karşısındaki kişinin duygusal açlıklarını sezme becerisidir; daha önce ihmal edilmiş, değersiz hissettirilmiş ya da yeterince görülmemiş bir insan için lovebombing adeta ruhsal bir serum etkisi yaratır ve bu yoğun ilgi, zamanla “bunu kaybetmemeliyim” korkusuna dönüşerek kişinin kendi sınırlarını esnetmesine, hatta yok saymasına neden olur. Lovebombing yalnızca sevgi gösterileriyle sınırlı değildir; manipülatör bu süreçte karşı tarafı sosyal çevresinden yavaş yavaş koparır, “biz bize yeteriz” söylemiyle dış dünyayı gereksizleştirir ve kişinin duygusal referans noktası haline gelir, böylece onay, değer ve huzur tek bir kaynağa bağlanmış olur; bu bağlanma, özgür bir tercih değil, duygusal bir kilitlenmedir.
Oyunun asıl karanlık yüzü ise lovebombing evresi sona erdiğinde ortaya çıkar; ilgi bir anda azalır, mesajlar seyrekleşir, sıcaklık yerini mesafeye bırakır ve bu ani değişim karşısında şaşkına dönen kişi, sorunu kendinde aramaya başlar, “ben neyi yanlış yaptım” sorusu zihni kemirirken manipülatör bu suçluluk halini yeni bir kontrol aracı olarak kullanır. Manipülatör, ilgiyle yokluğu bilinçli şekilde dönüşümlü kullanır; bazen yeniden yoğun bir sevgi gösterisiyle umut verir, bazen tamamen geri çekilerek cezalandırır ve bu düzensiz ödül sistemi, kişinin psikolojik olarak daha da bağlanmasına yol açar, çünkü insan zihni belirsizlik içinde verilen küçük sevgi kırıntılarını büyük ödüller gibi algılamaya başlar.
Bu oyunların en tehlikeli yanı, kurbanın kendi sezgilerine olan güvenini yavaş yavaş kaybetmesidir; kişi hissettiği rahatsızlığı dile getirdiğinde “çok hassassın”, “abartıyorsun”, “bunu da sorun yapma” gibi cümlelerle duygusal olarak küçümsenir ve zamanla kendi algısını sorgular hale gelir, bu da manipülatörün alanını daha da genişletir. Lovebombing oyunları, sevgiyle değil güçle beslenir; burada bağ, iki kişinin eşit şekilde büyüdüğü bir alan değil, birinin merkezde durup diğerini etrafında döndürdüğü bir yörüngedir ve bu yörüngede kalan kişi, kendi ihtiyaçlarını, sınırlarını ve hatta kimliğini ikinci plana atmaya başlar.
Gerçek sevgi acele etmez, sınırları ihlal etmez ve karşı tarafın hayatını küçültmez; oysa manipülatörün lovebombing oyunları, hızla yükselen ama aynı hızla tüketen bir duygusal yangın gibidir ve bu yangından geriye çoğu zaman yorgun bir zihin, karışmış duygular ve “sevgi böyle bir şey miydi” sorusu kalır.