Avrupa’nın kalbinde, sakin gölleri ve kartpostal güzelliğindeki sokaklarıyla bilinen Lucerne şehrinde, ilk bakışta sessiz ve huzurlu görünen küçük bir parkın içinde kayaya oyulmuş dev bir aslan heykeli vardır ancak bu heykel yalnızca estetik bir sanat eseri değildir, çünkü yüzündeki derin acı ifadesi ve göğsüne saplanmış mızrakla ölmek üzere olan bu aslan, Avrupa tarihinin en kanlı günlerinden birinin ve sadakat uğruna verilen bir ölümün sembolü olarak kabul edilir. Bu heykel bugün dünyada Lion Monument adıyla bilinir ve arkasındaki hikaye, 18. yüzyıl Avrupa’sında yaşanan büyük siyasi çalkantıların ortasında gerçekleşen dramatik bir katliamla doğrudan bağlantılıdır.
Kralları Koruyan Askerler
Yüzyıllar boyunca Avrupa’daki krallar saraylarını korumak için özel asker birlikleri kullanıyordu ve bu birliklerin en disiplinlisi, en sadığı ve en çok korkulanı Swiss Guards olarak bilinen İsviçreli muhafızlardı. İsviçreli askerler o dönemde Avrupa’nın en iyi paralı askerleri olarak görülüyor özellikle disiplinleri ve ölümüne sadakatleriyle ün kazanıyor ve birçok krallık tarafından saray muhafızı olarak tercih ediliyordu. Fransa’da da durum farklı değildi. Fransız kralı Louis XVI, sarayını korumak için yaklaşık bin kişilik İsviçreli muhafız birliğine güveniyordu ve bu askerler Paris’teki Tuileries Palace’ta görev yapıyordu. Ancak 18. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa’da bir fırtına kopmaya başlamıştı.
Devrimin Ateşi
1789 yılında başlayan French Revolution, yalnızca Fransa’nın siyasi sistemini değil, Avrupa’nın bütün güç dengelerini sarsacak kadar büyük bir toplumsal patlamaya dönüşmüş, krallığa karşı öfke giderek büyümüş ve Paris sokakları giderek daha radikal devrimci grupların kontrolüne girmeye başlamıştı. Bu gerilim yıllar boyunca artarak devam etti ve sonunda tarihe geçecek o kanlı gün geldi. 10 Ağustos 1792 sabahı Paris’te devrimci kalabalıklar saraya yürüdü on binlerce silahlı insan Tuileries Sarayı’nı kuşattı ve sarayın içinde yalnızca birkaç yüz İsviçreli muhafız vardı. Kralın kaçmasıyla birlikte sarayın savunması tamamen muhafızların omuzlarına kaldı. Bu askerler geri çekilme emri alabilecekleri halde sarayı terk etmeyi reddetti, çünkü onların askeri kültüründe verilen söz ve yemin her şeyden daha önemliydi bu nedenle sarayın kapılarında ölümüne bir direniş başladı.
Tarihin En Kanlı Saray Savaşlarından Biri
Sarayın avlularında başlayan çatışma kısa sürede kontrol edilemez bir katliama dönüştü devrimci kalabalıklar sayıca çok fazlaydı ve sarayın içine doğru ilerledikçe İsviçreli muhafızlar mermileri bitene kadar tüfekleriyle savaşmaya devam etti, daha sonra ise süngü ve kılıçlarla direnmeye çalıştı. Ancak bu direniş uzun sürmedi. Saray düştüğünde devrimciler yalnızca savaşan askerleri değil, teslim olanları da öldürdü ve tarihçiler o gün yaklaşık 760 İsviçreli muhafızın hayatını kaybettiğini yazar. Sarayın merdivenleri ve avluları askerlerin kanıyla kaplanmıştı. Bu olay Avrupa’da büyük bir şok yarattı çünkü bu askerler devrim için değil, yalnızca görevleri ve verdikleri yemin için savaşmıştı.
Katliamdan Kurtulan Adam
Bu trajedinin ilginç bir yönü vardır çünkü o gün sarayı koruyan muhafızlardan biri tesadüfen hayatta kalmıştır adı Karl Pfyffer von Altishofen olan bu subay o sırada izinli olduğu için Paris’te bulunmuyordu ve memleketi Luzern’deydi. Katliamın haberini aldığında ise hayatının geri kalanını etkileyecek bir karar verdi. Arkadaşlarının ölümü unutulmamalıydı. Yıllar boyunca Avrupa’nın farklı aristokrat ailelerinden bağış toplayarak o askerlerin anısına büyük bir anıt yapılmasını sağladı ve böylece Luzern’de kayaya oyulacak olan ünlü aslan heykelinin hikayesi başladı.
Taşa Oyulan Bir Ölüm
Anıtın tasarımı ünlü Danimarkalı heykeltıraş Bertel Thorvaldsen tarafından hazırlandı ve heykel 1820 yılında Luzern’deki bir kumtaşı kayalığının içine oyularak tamamlandı. Yaklaşık 10 metre uzunluğunda ve 6 metre yüksekliğinde olan bu dev kabartmada bir aslan ölüm anında tasvir edilmiştir. Aslanın göğsüne bir mızrak saplanmıştır. Başını yere bırakmış halde yatmaktadır. Yüzünde derin bir acı ve yorgunluk ifadesi vardır. Pençelerinin altında ise iki kalkan bulunur biri Fransız monarşisinin sembolü olan zambaklı kalkan diğeri İsviçre’nin haç sembolünü taşıyan kalkan Bu semboller aslında güçlü bir mesaj taşır. Aslan ölmek üzeredir. Ama koruduğu sembolü bırakmamıştır.
Dünyanın En Hüzünlü Taşı
Bu heykel o kadar güçlü bir duygu yaratmıştır ki ünlü Amerikalı yazar Mark Twain Avrupa seyahati sırasında Luzern’i ziyaret ettiğinde bu anıtı görmüş ve şu sözleri yazmıştır. Dünyadaki en hüzünlü ve en dokunaklı taş parçası. Gerçekten de bu heykelin önünde duran insanlar çoğu zaman uzun süre sessiz kalır çünkü aslanın yüzünde görülen ifade sıradan bir sanat eserinin ötesinde, gerçek bir trajedinin izlerini taşır.
Anıtın Gizli Tartışması
Ancak Luzern Aslanı her zaman herkes tarafından aynı şekilde görülmemiştir bazı tarihçiler bu anıtın yalnızca bir anma eseri olmadığını, aynı zamanda monarşiye sadık askerleri yücelten politik bir sembol olduğunu savunmuştur. Özellikle devrim yanlısı gruplar bu heykelin Avrupa’da krallık ideolojisini romantikleştirdiğini söylemiş ve anıtın yapılması sırasında İsviçre’de bile ciddi tartışmalar yaşanmıştır. Bu yüzden Luzern Aslanı yalnızca bir heykel değil, aynı zamanda iki farklı Avrupa görüşünün sembolü haline gelmiştir. Bir taraf için bu heykel sadakatin sembolüdür. Diğer taraf için ise boşa verilen bir hayatın sembolü.
Taşın İçinde Saklı Hikaye
Bugün Luzern’de küçük bir göletin üzerinde yatan bu yaralı aslan heykeline baktığınızda yalnızca dramatik bir sanat eseri görmezsiniz aslında gördüğünüz şey, yüzlerce askerin sadakat uğruna verdiği bir ölümün, Avrupa’nın en kanlı devrimlerinden birinin ve tarihin unutulmak istemeyen bir anısının taşa oyulmuş halidir. Aslanın yüzündeki ifade sanki hala şunu fısıldar. Bazı savaşlar kazanılmaz. Ama bazı sadakatler ölmez.