Küresel Yorgunluk Çağı: Dünya Aynı Anda Neden Bu Kadar Bitkin? [ 24 Ocak 2026 ]


Küresel Yorgunluk Çağı: Dünya Aynı Anda Neden Bu Kadar Bitkin?

Son yıllarda dünyanın farklı köşelerinde, farklı dillerde ve farklı kültürel arka planlarda yaşayan milyonlarca insanın ortak bir cümlede buluştuğu görülüyor; eskisi gibi değilim. Uzmanlara göre bu cümle bireysel bir ruh halinden çok, küresel ölçekte yaşanan bir kolektif yorgunluğun dışavurumu ve bu yorgunluk yalnızca fiziksel değil, zihinsel, duygusal ve varoluşsal bir tükenmişliği de beraberinde getiriyor.

Ekonomik belirsizlikler, bitmeyen kriz haberleri, savaş görüntüleri, iklim felaketleri ve sürekli değişen gündemler, modern insanın zihninde geleceği planlanabilir bir alan olmaktan çıkarırken, insanlar artık ilerlemek yerine dayanmak fiilini merkeze alan bir yaşam biçimine sürükleniyor. Bu durum da motivasyon kaybından çok daha derin bir anlam boşluğu yaratıyor.

Psikologlar, bu dönemi klasik depresyon tanımlarından ayırıyor çünkü ortada tekil bir çöküşten ziyade, uzun süreli bir duygusal aşınma var, insanlar çalışıyor, üretiyor, gülümsüyor ama bütün bu eylemler içsel bir tatminle değil, otomatik bir devam etme refleksiyle gerçekleşiyor ve tam da bu nedenle mutluluk anları bile kısa, yüzeysel ve geçici kalıyor. Özellikle genç kuşaklarda dikkat çeken bir diğer unsur ise büyük hayallerin yerini daha küçük, daha zararsız hedeflerin alması, dünya değiştirmek yerine ayakta kalmayı, kendini gerçekleştirmek yerine zarar görmeden günü tamamlamayı önceleyen bu yeni ruh hali, toplumsal ölçekte sessiz bir geri çekilme olarak yorumlanıyor.

Bu tabloya paralel olarak felsefe, psikoloji ve spiritüel içeriklere olan ilginin artması tesadüf değil, insanlar artık nasıl daha hızlı olunacağını değil, neden bu kadar yorulduklarını, neye yetişmeye çalıştıklarını ve gerçekten neyin vazgeçilmez olduğunu sorguluyor ve bu sorgulama modern çağın belki de en güçlü ama en sessiz karşı duruşu haline geliyor. Uzmanlar, bu kolektif yorgunluğun geçici bir dalga değil, çağın ruhuna işleyen kalıcı bir iz olabileceğini söylerken, asıl kırılma noktasının insanların bu yorgunluğu bastırmak yerine kabul edip anlamlandırmaya başlamasıyla yaşanacağını vurguluyor. Çünkü insanlık tarihi boyunca en büyük dönüşümler, en yüksek enerjiden değil, en derin yorgunluktan sonra ortaya çıktı.

Dünya bugün yalnızca yorulmuş değil, aynı zamanda durup düşünmeye zorlanmış durumda ve belki de bu çağın en önemli sorusu artık nasıl daha mutlu oluruz değil, neden bu kadar yorulduk ve bundan ne öğreneceğiz? olmalıdır.