Modern insanın zihni, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar bilgiyle çevrili olmasına rağmen, belki de yine hiçbir dönemde olmadığı kadar şüpheyle, belirsizlikle ve parçalanmış gerçeklik algısıyla baş başa kalmamıştı. Çünkü bugün bilgiye ulaşmak zor değil, aksine fazlasıyla kolay fakat asıl problem bilginin kendisinde değil, hangi bilginin doğru, hangisinin manipüle edilmiş ve hangisinin eksik olduğu konusundaki görünmez karmaşada saklıdır. İnsan zihni doğası gereği boşluk kabul etmez bir olayın nedeni açıklanmadığında, bir sistemin işleyişi tam anlaşılmadığında ya da bir bilginin bazı parçaları eksik kaldığında, zihin o boşluğu kendi içinde üretmeye başlar ve tam da bu noktada komplo teorileri devreye girer çünkü onlar sadece birer hikâye değil, aslında zihnin eksik parçaları tamamlama refleksinin bir ürünüdür.
Fakat burada asıl çarpıcı soru şudur. Komplo teorileri gerçekten bilgi eksikliğinden mi doğar, yoksa tam tersine bilgi fazlalığının yarattığı kaostan mı beslenir. Bugünün dünyasında insanlar artık tek bir bilgiye maruz kalmıyor aynı olay hakkında yüzlerce farklı yorum, analiz, video, belge ve görüş arasında kalıyor ve bu durum, gerçeğe ulaşmayı kolaylaştırmak yerine çoğu zaman daha da zorlaştırıyor, çünkü fazla bilgi, doğruyu netleştirmek yerine çoğu zaman bulanıklaştırır, tıpkı çok fazla ışığın bir görüntüyü görünmez hale getirmesi gibi. Bir noktadan sonra insan zihni bu bilgi yoğunluğu içinde bir seçim yapmak zorunda kalır ve işte o seçim, çoğu zaman mantıktan çok duygular, korkular ve geçmiş deneyimlerle şekillenir bu yüzden komplo teorileri çoğu zaman sadece ne olduğuna değil, insanın ne hissettiğine hitap eder.
Örneğin kontrol duygusunu kaybeden bir insan için, dünyada olup biten her şeyin arkasında gizli bir plan olduğuna inanmak, kaotik ve anlamsız bir evrende yaşamaktan daha rahatlatıcıdır, çünkü belirsizlik insan zihni için tehditkarken, bir komplonun varlığı ironik bir şekilde daha düzenli bir gerçeklik hissi yaratır. Bu yüzden komplo teorileri yalnızca bilgisiz insanların değil, aksine bazen çok fazla bilgiye maruz kalan, sürekli araştıran sorgulayan ama net bir sonuca ulaşamayan bireylerin zihninde de güçlü bir şekilde yer bulur çünkü fazla bilgi, eğer doğru filtrelenmezse, insanı gerçeğe değil, yoruma bağımlı hale getirir.
Bir diğer dikkat çekici nokta ise şudur. Komplo teorileri çoğu zaman sadece olayları açıklamak için değil, aynı zamanda anlam yaratmak için ortaya çıkar çünkü insan sadece ne olduğunu değil, neden olduğunu bilmek ister ve eğer bu neden tatmin edici şekilde sunulmazsa, zihin kendi nedenlerini üretmeye başlar. Bu durum özellikle tarih, siyaset, bilim ve teknoloji gibi karmaşık alanlarda daha belirgin hale gelir çünkü bu alanlarda bilgi çoğu zaman teknik, parçalı ve herkes tarafından kolay anlaşılabilir değildir, bu da alternatif anlatıların, yani komplo teorilerinin daha anlaşılır ve dolayısıyla daha çekici hale gelmesine neden olur.
Ancak burada kritik bir ayrım vardır. Komplo teorileri her zaman yanlış olmak zorunda değildir, fakat her iddianın doğru olduğu varsayımı da aynı derecede tehlikelidir bu yüzden asıl mesele komploya inanmak ya da inanmamak değil, onu nasıl değerlendirdiğimizdir. Çünkü bir iddiayı tamamen reddetmek de, sorgulamadan kabul etmek de aynı noktada birleşir ikisi de düşünmeyi durdurur. Modern dünyada gerçek ile kurgu arasındaki çizgi giderek incelirken, bilgi artık sadece güç değil, aynı zamanda bir yönlendirme aracı haline gelmiştir ve bu noktada komplo teorileri, bazen bir gerçeğin abartılmış hali, bazen bir boşluğun doldurulması, bazen de bilinçli ya da bilinçsiz bir algı üretimi olarak karşımıza çıkar. Belki de asıl mesele şu soruda gizlidir. İnsan gerçekten gerçeği mi arar yoksa kendisini en çok tatmin eden açıklamayı mı seçer. Çünkü eğer cevap ikinciyse, komplo teorileri ne bilgi eksikliğinin ne de bilgi fazlalığının ürünüdür onlar, insan zihninin anlam arayışının kaçınılmaz bir yansımasıdır.