İnsan hayatı boyunca bir şeylerin peşinden koşar. Kimi zaman başarıyı, kimi zaman mutluluğu, kimi zaman da başkalarının gözündeki değerini arar. Bu arayışın içinde yıllar geçer, şehirler değişir, insanlar hayatımıza girer ve çıkar. Fakat bütün bu hareketliliğin arasında çoğu zaman fark edilmeyen bir gerçek vardır. İnsan bazen aradığı şeyin ne olduğunu bile bilmeden yaşamaya devam eder. Bu yüzden bazı yolculuklar bir hedefe ulaşmak için değil, aslında neyi aradığını anlayabilmek için yapılır.
Toplum bize genellikle kaybolmanın kötü bir şey olduğunu öğretir. Bir kariyerde başarısız olmak, bir ilişkiyi bitirmek, hayata dair planların değişmesi ya da yıllardır inandığımız düşüncelerin sarsılması çoğu zaman olumsuz olaylar olarak görülür. Oysa insanın gelişimi çoğu zaman tam da bu kırılma noktalarında başlar. Çünkü kişi ancak sahip olduğunu düşündüğü şeyleri kaybettiğinde gerçekten kim olduğunu sorgulamaya başlar.
Hayatında hiç yönünü kaybetmemiş bir insanın kendisini keşfetmesi de oldukça zordur. Çünkü alışkanlıklar güvenlidir. Her gün aynı düşüncelerle yaşamak, aynı çevrede bulunmak ve aynı kararları vermek insanı konfor alanında tutar. Ancak konfor alanı büyümeyi değil, devamlılığı sağlar. İnsan değişmeye başladığında ise önce bir karmaşa yaşar. Nereye ait olduğunu, ne istediğini ve hangi yöne gitmesi gerektiğini sorgular. İşte birçok kişinin kaybolmak olarak tanımladığı şey aslında dönüşümün başlangıcıdır.
Bazı insanlar hayatlarının belirli dönemlerinde kendilerini yabancı hissederler. Aynaya baktıklarında gördükleri kişiyle iç dünyalarındaki kişi arasında bir mesafe oluştuğunu fark ederler. Bu durum çoğu zaman korkutucu görünse de önemli bir farkındalık içerir. Çünkü insan kendisine yabancılaştığını fark ettiği anda, yeniden kendisine yaklaşma fırsatı da bulur. Asıl tehlike kaybolmak değil, kaybolduğunu hiç fark etmeden yaşamaya devam etmektir.
Kendini bulmak çoğu kişinin düşündüğü gibi bir anda gerçekleşen bir olay değildir. Bir sabah uyanıp tüm soruların cevaplarını öğrenmek mümkün değildir. Kendini keşfetmek uzun bir süreçtir. Yapılan hatalar, alınan kararlar, yaşanan hayal kırıklıkları ve bazen de başarısızlıklar bu sürecin doğal parçalarıdır. İnsan çoğu zaman doğru yolu bularak değil, yanlış yolları deneyerek ilerler.
Belki de bu yüzden hayatın bazı dönemlerinde kaybolmuş hissetmek sandığımız kadar kötü değildir. Çünkü bazen eski benliğimizden uzaklaşmadan yenisine ulaşamayız. Bir kapının kapanması başka bir kapının açılmasına nasıl imkan tanıyorsa, insanın kendisini kaybettiğini düşündüğü dönemler de yeni bir kimliğin ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir. Belki de kendini bulmanın ilk şartı, bir süreliğine kaybolmayı göze alabilmektir.