Kefensiz Ölüler [ 26 Şubat 2026 ]


Kefensiz Ölüler

Bazı insanlar ölmez, yalnızca içlerinden çekilir, kendi ruhlarının eşiğinden geri adım atar ve bedeni hayatta kalırken varlıklarını sessizce askıya alırlar. Yürürler ama yokturlar, konuşurlar ama sesleri kendi kulaklarına bile değmeden havada dağılır, aynaya baktıklarında gördükleri yüzle içlerinde taşıdıkları boşluk arasında derin bir uçurum açılır. Kefenleri yoktur, çünkü kimse onların öldüğünü fark etmez, oysa en tehlikeli ölüm, toprağa verilmeyen, adı konulmayan ve yas tutulmayan ölümdür.

Kefen aslında bir kabulleniştir, bir kapanış, bir son noktadır. İnsanın kaybı tanıdığı ve onunla yüzleştiği andır. Fakat kefensiz ölüler askıda kalır, ne tam anlamıyla hayattadırlar ne de gerçekten gitmişlerdir, bir arada kalmışlık halinin içinde yavaşça çözülürler. Gözleri açıktır ama bakmaz, kalpleri atar ama hissetmez, içlerinde gömülmemiş cümleler ağır ağır çürür. Bastırılmış öfke, unutulmuş utanç ve yarım bırakılmış vedalar zihnin karanlık köşelerinde sessiz bir tortu gibi birikir. Çürüme gürültü çıkarmaz, koku yaymaz fakat ruhu içeriden kemiren görünmez bir asit gibi çalışır.

En büyük çelişki burada başlar; yaşamak için susarlar, sustukça ölürler. Güçlü görünmek isterler ama içten içe dağılır, ayakta kalmak için sertleşirken kırılganlıklarını daha derine gömerler. Kalabalıkta kaybolarak görünmez olmayı seçerler, yalnız kaldıklarında ise kendi düşüncelerinin yankısıyla çoğalır ve iç seslerinin ağırlığı altında ezilirler. Kendilerini korumak için duvar örerler, fakat o duvarın içinde hapsolduklarını fark etmezler. Kaçtıklarını sanırlar ama her seferinde aynı yere, yani yüzleşmekten kaçındıkları kendilerine varırlar.

Bu yüzden belki de kefen toprağa değil cesarete sarılmalıdır. Belki insan önce içindeki ölüyü tanımalı, onun adını koymalı ve ardından onu bilinçli bir vedayla uğurlamalıdır. Yas tutulmayan her acı diri kalır, bastırılan her kayıp gölgeye dönüşür ve o gölge geceleri kapıyı çalar, insanın zihninde yankılanan eski bir ismi fısıldar. Gerçek defin, toprağa değil farkındalığa yapılır, gömülmeyen her parça, yaşamın içinde görünmez bir ağırlık olarak taşınır. Sen hiç, uğurlamadığın bir parçanla yürüdüğünü fark ettin mi?