Antik Mısır inanç sisteminin en güçlü ve en sembolik figürlerinden biri olan Anubis, ölümün karanlığında korku değil rehberlik temsil eden, çakal başlı ve insan bedenli tasviriyle hem ürkütücü hem de koruyucu bir ilahi varlık olarak kabul edilmiştir onun siyah renkli tasviri çürümeyi değil, Nil’in bereketli siyah toprağını ve yeniden doğuş ihtimalini simgeler, yani karanlığın içindeki potansiyel dönüşümü sembolize eder. Anubis’in kökeni Mısır’ın en eski dönemlerine kadar uzanır ve Osiris kültü yaygınlaşmadan önce yeraltı aleminin baş tanrısı olarak kabul edildiği düşünülür ancak zamanla Osiris ölüm sonrası krallığın hakimi konumuna yükselince, Anubis daha çok mumyalama, cenaze ritüelleri ve ruhların yargı sürecine eşlik eden kutsal görevleri üstlenmiştir.
Antik Mısırlılar için ölüm bir son değil, bilinçli bir geçişti ve bu geçişin doğru şekilde gerçekleşebilmesi için bedenin korunması, ruhun ise doğru yoldan ilerlemesi gerekiyordu işte Anubis tam bu noktada devreye girer, mumyalama sürecinin ilahi koruyucusu olarak bedenin çürümesini engelleyen ritüellerin sembolik sahibi olur ve mezarların başında nöbet tutan bir bekçi kimliği kazanır. En bilinen tasvirlerinden biri, Kalbin Tartılması sahnesidir burada Anubis, ölen kişinin kalbini hakikat ve kozmik düzen tanrıçası Ma'at’ın tüyüyle tartar ve eğer kalp ağır gelirse, yani kişi yaşamında adaletsizlik ve kötülük yapmışsa, ruh sonsuz bir yok oluşla yüzleşir bu sahne, Mısır ahlak anlayışının metafizik bir yansımasıdır ve Anubis’i yalnızca cenaze tanrısı değil, aynı zamanda adaletin sessiz uygulayıcısı haline getirir.
Onun çakal başlı tasviri rastlantı değildir çünkü çakallar eski Mısır’da mezarlıkların çevresinde dolaşan hayvanlardı ve mezarları eşeleyerek bedenlere zarar verme potansiyeline sahiptiler, bu nedenle Mısırlılar mezarları koruyacak ilahi figürü tam da bu hayvanın sembolüyle birleştirmiş, yani tehdit unsuru kutsal bir koruyucuya dönüştürülmüştür bu dönüşüm, korkuyu kontrol altına alma ve doğayı mitolojik sembole çevirme zekasının çarpıcı bir örneğidir. Anubis aynı zamanda ruhun Duat adı verilen yeraltı aleminde yolunu bulmasına yardımcı olan bir rehberdir karanlık geçitlerden geçen ruh, bilinmezliğin içinden ilerlerken Anubis’in rehberliğiyle doğru kapılara ulaşır ve bu yönüyle o, ölümün efendisi değil, ölüm kapısının bekçisi ve rehberidir.
Bazı mitolojik anlatılarda Anubis’in Osiris’in bedenini ilk mumyalayan varlık olduğu, dolayısıyla mumyalama sanatının ilahi kaynağının da o olduğu söylenir bu anlatı, ölüm ritüellerinin yalnızca pratik değil, kutsal bir bilginin parçası olarak görüldüğünü gösterir ve Anubis’i bu kutsal bilginin taşıyıcısı yapar. Onu yalnızca ölüm tanrısı olarak görmek eksik kalır çünkü Anubis, ölüm korkusunun sembolü değil, ölüm bilincinin düzenleyicisidir o, kaotik bir son yerine kontrollü bir geçiş fikrini temsil eder ve bu nedenle Antik Mısır’da mezar duvarlarında, tabut süslemelerinde ve büyü metinlerinde sıkça yer almıştır.
Belki de Anubis’i bu kadar etkileyici kılan şey şudur: O, karanlıkta duran ama karanlığa ait olmayan bir figürdür ölümün içinde bir düzen, belirsizliğin içinde bir yol, korkunun içinde bir rehber ihtimalini simgeler ve bu yönüyle yalnızca Antik Mısır’ın değil, insanlığın ölüm algısının sembolik yüzlerinden biri haline gelmiştir.