Yağmur, İstanbul'un eski taş sokaklarını ağır ağır yıkarken, gecenin sessizliği her damlayla biraz daha derinleşiyordu. Islak kaldırım taşları sararmış sokak lambalarının altında solgun bir ayna gibi parlıyor, rüzgar ise terk edilmiş binaların arasından geçerken yıllardır unutulmuş fısıltıları taşıyormuş gibi duyuluyordu. Bu sokaklara geceden sonra kimse uzun süre bakmazdı. Çünkü burada yaşayan yaşlı insanlar, bazı yolların yalnızca gündüz aynı yerde kaldığını, gece olduğunda ise sokağın kendi hafızasının uyandığını anlatırdı.
Şehrin eski haritalarında bile adı silinmeye başlamış dar bir sokak vardı. Belediye kayıtlarında görünmeyen, navigasyon sistemlerinin bulamadığı fakat eski İstanbulluların bazılarının çocukluğunda yürüdüğünü iddia ettiği bu yer, yıllar içinde Unutulan Sokak adıyla anılmaya başlamıştı. Kimileri bunun yalnızca eski insanların anlattığı bir şehir efsanesi olduğunu düşünüyordu. Ancak gecenin belirli saatlerinde, aynı noktadan geçen bazı insanlar birbirinden habersiz olarak aynı şeyi söylüyordu. Bir anlığına hiç tanımadıkları dar bir sokağı gördüklerini ve sokağın girişinde siyah bir kedinin sessizce oturduğunu.
Sadece oturur ve gözlerini yaklaşan insana çevirirdi. Onun bakışlarında korkudan çok tuhaf bir tanıdıklık hissi vardı. Sanki yıllardır seni bekliyormuş gibi. Sanki senden önce adını, yaşadıklarını ve sakladığın sırları biliyormuş gibi.
O gece yağmur her zamankinden daha yoğundu. Eve dönmek için kestirme bir yol arayan genç bir adam, daha önce hiç fark etmediği dar bir sokağın önünde durdu. Telefonundaki haritada böyle bir sokak görünmüyordu. Başını kaldırdığında ise girişte oturan kara kediyle göz göze geldi. Kedi yavaşça ayağa kalktı, arkasını döndü ve tek kelime etmeden sokağın karanlığına doğru yürümeye başladı.
Sokakta kara kediden başka kimse yoktu. Fakat birkaç adım attıktan sonra etrafındaki şehir sesleri tamamen kayboldu. Ne araba sesi kalmıştı ne vapur düdüğü ne de uzaktan gelen insan konuşmaları. Sanki bütün İstanbul birkaç saniyeliğine nefes almayı bırakmıştı Geri dönmek istediğinde geldiği yolun yerinde yalnızca taş bir duvar vardı.
Karanlık sokakta ilerledikçe binaların pencerelerinde eski gaz lambalarının yandığını gördü. Camların arkasında insanlar vardı ama hiçbiri hareket etmiyordu. Donmuş gibi duran bu siluetlerin yüzleri seçilmiyordu. Rüzgar bile burada farklı esiyor, sokak lambalarının ışığı yere değil, gökyüzüne doğru yükseliyordu. Adam yürüdüğü her adımda garip bir his yaşamaya başladı. Bu sokak ona yabancı değildi. Çocukluğunda gördüğü bir rüyaya benziyordu.
Kara kedi bir apartmanın önünde durdu. Eski ahşap kapının üzerinde yıllardır okunmayan paslı bir numara vardı. Adam kapıya dokunduğu anda içeriden çocuk kahkahaları duyuldu. Oysa apartman tamamen terk edilmiş görünüyordu. Kapı yavaşça kendi kendine aralandı ve içeriden eski bir saatin tik tak sesi yükselmeye başladı.
Tam içeri gireceği sırada kara kedi dönüp adama baktı. Gözlerinde uyarı mı vardı, davet mi vardı, bunu anlamak mümkün değildi. Fakat o bakışın içinde tek bir duygu çok net hissediliyordu. Bazı kapılar açıldıktan sonra artık eski hayatına dönemezsin.
Adam yine de kapıyı araladı.
İçeride tek bir oda vardı.
Odanın duvarında ise yıllardır kayıp olduğu söylenen insanların fotoğrafları asılıydı.
Fotoğrafların en sonunda.
Henüz birkaç dakika önce çekilmiş gibi görünen kendi fotoğrafını gördü.
Ve tam o anda arkasındaki kapı yavaşça kapandı.
Sokağın girişinde ise kara kedi yeniden sessizce yerine oturdu.
Sanki yeni birini bekliyormuş gibi.