Bazı geceler vardır, insan o gecelerin yalnızca içinden geçtiğini sanır ama aslında fark etmeden onların içine düşer, çünkü gece her zaman karanlık bir fon değildir, bazen bir boşluk, bazen bir davet, bazen de insanın kendi iç sesinden kaçamadığı görünmez bir koridora dönüşür ve o koridorun içinde yürüyen herkes, bir süre sonra attığı adımların dışarıya mı gittiğini, yoksa daha da derine mi indiğini ayırt edemez hale gelir. Kara Kedi tam da böyle gecelerin varlığıdır o sadece sokaklarda dolaşan sessiz bir siluet değil, gecenin nabzını tutan, şehrin sustuğu yerde asıl hikayelerin başladığını bilen, kalabalıkların çekildiği anlarda geriye kimlerin gerçekten yalnız kaldığını gören karanlık bir tanıktır ve bu yüzden onun yürüyüşü sokak boyunca ilerleyişi gibi değil, gecenin kendi gölgesinin taşlara duvarlara ve insan yüzlerine değerek ilerleyişi gibi hissedilir.
Şehir, gündüzleri kendini güçlü sanır vitrinler parlar, sesler çoğalır, insanlar birbirine karışır, kahkahalar caddelerde yankılanır ve herkes bir yerlere yetişiyormuş gibi görünür ama gece çöktüğünde bu hareketin üzerindeki parlak tabaka soyulmaya başlar, çünkü karanlık insanı olduğu yerden değil, sakladığı yerden yakalar ve tam da bu yüzden gece, gündüzden daha dürüsttür daha sessizdir ama daha sert, daha sakin görünür ama daha derin, daha boş gibi durur ama insanı en çok onun içinde kendi doluluğu boğar. Kara Kedi gecenin içinden geçerken hiçbir yere acele etmez çünkü o yol aramaz iz arar, insanların ayak seslerinde kalan tereddütleri, bakışlarında duran yorgunluğu, suskunluklarında büyüyen çatlakları toplar ve gecenin üzerinde taşınan her küçük kırılmayı kendi sessizliğinde saklar, sanki şehir uyuduğunda geriye kalan bütün gizli cümleler onun gözlerinde birikiyormuş gibi, sanki herkes karanlıktan geçip giderken o karanlığın kendisiyle konuşuyormuş gibi.
Ve işte tam bu noktada o sarsıcı soru belirir. Geceyi izleyen misin, yoksa gecenin içinde kaybolan mısın. Çünkü bu ikisi ilk bakışta birbirine benzese de aslında aralarında derin bir uçurum vardır geceyi izleyen kişi, karanlığı dışarıdan seyreden, onun ritmini anlamaya çalışan, sessizliğin içinde neyin saklandığını çözmek isteyen kişidir ama gecenin içinde kaybolan kişi artık izleyen olmaktan çıkmıştır çünkü bir noktadan sonra baktığı şeyle arasındaki sınır silinmiş, karanlık onun çevresinde dolaşmayı bırakıp içine yerleşmiştir. Bazı insanlar geceyi sever çünkü sessizlik onları rahatlatır, kalabalığın dağılması, telefonların susması, dünyanın yavaşlaması onlara iyi gelir ve onlar bu sakinliği bir tür özgürlük sanır ama gerçekte sevdikleri şey her zaman huzur değildir bazen yalnızca kendilerini daha net duyabilmeleridir ve bu netlik, ilk anda ferahlatıcı görünse de zamanla insanın içindeki yarım kalmış şeyleri tek tek yüzeye çıkarır susturduğu duygular, unutmak istediği anlar, ertelediği yüzleşmeler, gecenin derinliğinde sessizce büyür ve bir süre sonra insan, baktığı karanlıkta dışarıdaki dünyayı değil kendi içindeki dağınıklığı görmeye başlar.
Kara Kedi işte bu yüzden sıradan bir figür değildir, çünkü o sadece geceyi seven değil, gecenin dilini bilen bir varlıktır bir sokak lambasının altında duran bir gölgeyi, yağmurdan sonra parlayan kaldırım taşlarını, uzak bir pencereden sızan solgun ışığı, yarım kalmış bir sigara dumanını ya da boş bir caddenin ortasında esen rüzgarı yalnızca dekor gibi görmez, onların her birinin içinde bir his, bir iz, bir kırılma olduğunu bilir ve bu yüzden onun baktığı gece ile başkasının baktığı gece aynı değildir. Çünkü herkes karanlığı aynı şekilde görmez. Kimisi için gece dinlenmektir. Kimisi için saklanmaktır. Kimisi için unutmak, kimisi için hatırlamak, kimisi için yeniden başlamak, kimisi için ise kendinden yavaş yavaş uzaklaşmaktır. Ve insan çoğu zaman bunu fark etmez, çünkü kaybolmak her zaman büyük bir çöküşle başlamaz bazen yavaş olur, neredeyse zarif denecek kadar sessiz ilerler, önce daha çok susarsın, sonra daha az anlatırsın, sonra kendine bile bazı şeyleri açıklamayı bırakırsın ve bir bakarsın ki gece artık sadece etrafında değildir, düşüncelerinin içine sinmiş, bakışlarının arkasına yerleşmiş, kelimelerinin arasındaki boşluklara kadar girmiştir.
İşte Kara Kedi bu yüzden gecenin yalnızca izleyicisi değildir o aynı zamanda gecede kaybolanların da simgesidir. Çünkü bazı varlıklar karanlıktan korkmaz, onu ev gibi taşır. Bazı ruhlar ise geceye dışarıdan bakmaz, onun içinde çözülür. Ve belki de en tehlikeli olan budur çünkü insan kaybolduğunu çoğu zaman geç anlar karanlığı izlediğini sanırken aslında ona alıştığını, onu çözdüğünü sanırken ona dönüştüğünü, yalnızca geceyi sevdiğini düşünürken aslında gündüze yabancılaştığını fark etmez. Kara Kedi’nin gözlerinde bu yüzden daima iki şey aynı anda vardır biri soğuk bir dikkat, diğeri derin bir yorgunluk… biri geceyi dışarıdan okuyan bir zihin, diğeri gecenin içine fazla uzun süre bakmış olmanın bıraktığı sessiz ağırlık, çünkü bazı şeyleri çok uzun izlersen, bir süre sonra onlar da seni izlemeye başlar ve insan karanlığa ne kadar çok bakarsa, karanlık da onun içindeki çatlakları o kadar net görür.
Şehir bu hikayeyi bilmez. İnsanlar bunu adlandırmaz. Ama bazı geceler, bir köşe başında durup boşluğa bakarken, kalabalığın ortasında bile kendini tuhaf biçimde yalnız hissederken ya da eve dönerken yolun neden olduğundan daha uzun sürdüğünü anlamaya çalışırken içlerinde bir şey kıpırdar ve onlar bunu yalnızlık, yorgunluk ya da düşüncelilik sanır ama gerçekte o an, gece onlara yaklaşmıştır sessizce, yavaşça, görünmeden. Kara Kedi o anlarda belirir. Bir duvar dibinde, bir sokağın kenarında, yağmurdan ıslanmış taşların üstünde ya da yalnızca bir hissin içinde. Ve sanki şunu sorar. Bakıyorsun, biliyorum. Ama gerçekten görüyor musun. Yoksa gördüğünü sandığın şeyin içinde yavaş yavaş kayboluyor musun. Çünkü gece, yalnızca karanlık değildir o bazen insanın içine açılan ikinci bir dünyadır ve o dünyanın içinde herkes aynı yolu bulamaz kimisi onu yalnızca seyreder ve sabah olduğunda geri döner, kimisi ise gecenin sessizliğine o kadar çok yaklaşır ki çıkış kapısını unutur.
Kara Kedi bu iki halin arasındaki ince çizgide yaşar ne tamamen izleyendir ne tamamen kaybolan, ama her ikisinin de ne demek olduğunu bilir, bu yüzden onun hikayesi bir sokak hikayesi değil, insanın kendi iç karanlığıyla kurduğu ilişkinin hikayesidir, çünkü asıl mesele gecenin ne kadar karanlık olduğu değil, senin ona ne kadar yaklaştığın ve o karanlığın içinde kendini hala seçebiliyor olup olmadığındır. Ve belki de bu yüzden, bazı geceler insana huzur vermez, sadece gerçeği verir. Bazı sessizlikler dinlendirmez, yüzleştirir Bazı gölgeler korkutmaz, çağırır. Ve bazı bakışlar yalnızca bakmaz içeri girer. Kara Kedi işte bu yüzden bir figürden çok daha fazlasıdır o, gecenin kıyısında duran herkese aynı soruyu fısıldayan karanlık bir aynadır.
Geceyi izleyen misin…
Yoksa çoktan gecenin içinde kaybolan mısın...