Bazı kapıların kapalı kalmasının gerektiğini öğrenmek, insanın hayatla kurduğu en derin ve en çelişkili farkındalıklardan biridir çünkü insan çoğu zaman kapalı olanı gizemli, ulaşılması zor ve bu yüzden daha değerli zannederken, açık olanı sıradan, kolay ve sanki her an elinin altındaymış gibi görme eğilimindedir, oysa hayat tam da bu yanılsamaların içinde insanı sınar ve gerçek sandığımız çoğu şeyin aslında yalnızca zihnimizin kurduğu bir oyundan ibaret olduğunu yavaş yavaş fark ettirir. Kapalı kapılar her zaman cazip görünür çünkü bilinmeyen, insanın içinde eksik kalan parçaları tamamlayacakmış gibi bir his uyandırır, orada başka bir ihtimal var düşüncesi, çoğu zaman gerçeğin kendisinden daha güçlüdür ve insan bu yüzden kapalı olanın peşine düşerken, onun gerçekten kendisine ait olup olmadığını sorgulamaz, sadece ulaşamadığı için değerli olduğunu varsayar, oysa her kapalı kapı bir davet değildir ve her ulaşamadığın şey, senin için doğru olan anlamına gelmez.
Ama aynı şekilde, her kapalı kapıyı da geride bırakmak gerekmez çünkü bazı kapılar henüz açılmamıştır, bazıları zamanını bekler, bazıları ise sen hazır olmadan açıldığında seni yaralayacak kadar ağırdır ve insan bazen erken vazgeçtiği için değil, erken korktuğu için kaybeder, bu yüzden her kapalı kapıyı unutulması gereken bir hikaye gibi görmek de en az onun peşinden körü körüne gitmek kadar eksik bir bakıştır. Diğer yandan, açık kapılar çoğu zaman hafife alınır çünkü ulaşılabilir olan, insanın gözünde değerini kaybeder, nasılsa orada diye düşünülür, istersem girerim rahatlığıyla ertelenir ve işte tam burada en sessiz kayıplar yaşanır, çünkü her açık kapı kolay değildir, sadece görünürdür içine adım atmak cesaret ister, sorumluluk ister, kalmayı bilmek ister ve insan çoğu zaman kolay sandığı şeyin aslında emek istediğini, yüzleşme istediğini, hatta değişim talep ettiğini fark ettiğinde geri çekilir.
Bu yüzden en büyük yanılgılardan biri de açık olanı cepte görmek, garanti sanmak ve değerini ancak kaybettikten sonra anlamaktır çünkü hayat açık bıraktığın kapıları sonsuza kadar açık tutmaz ve sen tereddüt ederken, o kapı sessizce kapanabilir, ardından da zaten kolaydı dediğin şeyin aslında ne kadar kıymetli olduğunu fark edersin. Gerçek olgunluk ise tam bu karşıtlıkların ortasında şekillenir ne kapalı olan her şeyi büyütmek, ne de açık olan her şeyi küçümsemek. İnsanın kendine en yakın olduğu yer, hangisinin bir yanılsama, hangisinin bir ihtimal, hangisinin bir fırsat ve hangisinin bir kayıp olduğunu ayırt edebildiği o ince dengedir ve bu denge, dışarıdaki kapılardan önce insanın kendi içinde kurulur.
Ve belki de en derin gerçek şudur bazı kapılar kapalı kaldığı için değil, sana ait olmadığı için değerlidir, bazıları ise açık olduğu halde kolay değildir çünkü içine girdiğinde seni değiştirecek kadar gerçektir işte bu yüzden büyümek, ne her kapıyı zorlamak ne de her kapıyı kapatmaktır. Büyümek hangi kapının ardında gerçekten sen olduğunu anlayabilmektir. Bu yüzden bir gün geriye dönüp baktığında, sadece açamadığın ya da kapattığın kapıları değil, hafife aldığın, ertelediğin ya da kolay sandığın için kaçırdığın kapıları da hatırlarsın ve anlarsın ki hayatın en büyük derslerinden biri şudur her kapalı kapı cezbedici değildir, her açık kapı da kolay değildir. İnsan, ancak bu gerçeği kabul ettiğinde kendi yolunu gerçekten seçmeye başlar.